ÜYE GİRİŞİ
ANA MENÜ
ANASAYFAŞİİRLERNETWORKVİDEOLARRADYOGRUPLAR
KİM VARDI
SITKI CİN (sıtkı cin)
(2017-06-18 14:28:28)
t_a_polat (tülay)
(2017-03-21 20:44:29)
Hanefi Söztutan (Hanefi Söztutan)
(2016-07-31 18:40:51)
Osman AVCI (Ömer Osman AVCI)
(2016-01-29 13:33:02)
Admin (Üçüncü Yeni)
(2014-12-25 09:57:16)
MAVİ WEB
YAYINLARIMIZ
WEB TASARIM
ACTAMEDYA
SPOREKSTRA
Html Module


ÜÇÜNCÜ YENİ KOMEDİSİ PDF Yazdır e-Posta
Yazan Üçüncü Yeni   
Cumartesi, 21 Ağustos 2010

Yazan: BAHADIR ÇAKILTAŞ

Hareketin kurucusu Sefa Koyuncu’nun şu sözleri sanırım hareketin ardında yatan amacı ortaya koyuyor “Nazım Hikmet ve Nurullah Ataç’la başlayan ‘devrik cümle’, ‘ölçüsüz şiir’ ve ‘uydurma kelime’ akımları Türk dil, şiir ve nesrini tanınmaz hale getirmiştir. Bu hareketler, Müslüman Türk milletini bu topraklardan silmek isteyen Fransız komünistleri ve dönemin Rus liderleri tarafından desteklenmiş, Nurullah Ataç ve Nazım Hikmet de maşa olarak kullanılmıştır. 

Bahadır Çakıltaş - Site Yazarı
 Aynı dili konuşmak dileğiyle... 

"Üçüncü Yeni" Komedisi
 

            Şiir nedir? Şiir, herhangi bir manzum yazı mıdır? Her manzume şiir midir? Her şiir manzum mu olmalıdır? Sefa Koyuncu adlı şairin öncülüğünü yaptığı ve adına da “üçüncü yeni” dediği akım bizi bu soruları sormaya itiyor. Kafiye ve ölçüsüz şiirin Türk Şiirini yerle bir ettiğini, şiiri çıkmaza soktuğunu savlayan bu akımın temsilcileri, halk edebiyatında yüzyıllardır kullanılan nazım şekillerini alarak “yeni” bir şiir oluşturduklarını ve bu şiirle Türk Edebiyatını kurtaracaklarını iddia etmekteler. Garip akımıyla başlayan birinci yeni hareketinin ölçü ve kafiyeyi şiirimizden söküp atarak yüzyıllardır süren Türk ve Müslüman geleneğini yıktığını, ikinci yeni hareketinin ise şiiri gittikçe manasızlaştırarak halktan kopardığını savunan üçüncü yeni mümessilleri, çözümü yeniden halk edebiyatı şekillerine dönmekte görüyorlar.

Bence şiir, bir duyguyu ya da bir olayı daha önce anlatılmamış bir biçimde anlatma sanatıdır. Şiirdeki efsun da, çekicilik de ahenk unsuru da bu amaç doğrultusunda belirlenmelidir. İmgeden yana fakir, okuyucuyu düşündürmeyen, makale okur gibi okunan bir manzume, her tarafı kafiye olsa da şiir sayılabilir mi? Kaldı ki bazen monotonluğu kırmak da benzersiz bir musiki öğesi olabilir. İnsan duyguları nasıl bir kurala bir kalıba sığmazsa, insan duygularının dili olan şiir de kurallarla, kalıplarla sınırlandırılmamalıdır. Tabii ki ölçü ve kafiyeyle de çok etkileyici şiirler yazan şairlerimiz vardır. Ancak ölçü ve kafiyenin bazen şairler üzerinde kısıtlayıcı bir etkisi olduğunu da göz ardı edemeyiz. Özellikle Türkçe gibi aynı anlamı taşıyan sözcüklerinde bile çok farklı musiki unsurları bulunan bir dilde şiir yazıyorsanız kafiye ve ölçü zaman zaman ayağınıza pranga olacaktır.

Bu akımın mümessillerin amaçlarının siyasi ağırlıklı olduğunu kendi cümlelerinden çok rahat anlayabiliyoruz zaten. Bu hareket bizce toplumu her konuda bölme gayesiyle sanatı kutuplaştırma çabasından başka bir şey değildir. Bir zamanlar kullandığınız kelimelerden hareketle “sağcı” ya da “solcu” olarak nitelenirdiniz, bundan sonra da okuduğunuz ya da yazdığınız şiirin şekline göre siyasi görüşünüz anlaşılacak, haberiniz olsun! Hareketin kurucusu Sefa Koyuncu’nun şu sözleri sanırım hareketin ardında yatan amacı ortaya koyuyor “Nazım Hikmet ve Nurullah Ataç’la başlayan ‘devrik cümle’, ‘ölçüsüz şiir’ ve ‘uydurma kelime’ akımları Türk dil, şiir ve nesrini tanınmaz hale getirmiştir. Bu hareketler, Müslüman Türk milletini bu topraklardan silmek isteyen Fransız komünistleri ve dönemin Rus liderleri tarafından desteklenmiş, Nurullah Ataç ve Nazım Hikmet de maşa olarak kullanılmıştır.  “Birinci ve İkinci Yeni” akımları dış kaynaklı, sun’î ve dayatmadır; milletin içinden çıkmamıştır; başlattığımız Üçüncü Yeni ise milletimizin dil, edebiyat ve sanatın her dalında aslına dönüş hareketidir. Bu sebeplerle Üçüncü Yeni’nin, edebiyat çevrelerinde ve milletimiz nezdinde çabucak yankı bulması gayet tabiîdir… Birinci ve İkinci Yeni hareketlerinden bugün akılda kalan birkaç kişi var ki, onlar da ancak yıkıcılık ve bozgunculuklarıyla hatırlanmaya mahkûm. Bunlardan biri Nazım Hikmet’tir ki, Birinci ve İkinci Yeni hareketlerinin asıl başlatıcısı, öncüsüdür. Türk edebiyatında 1930’lardan itibaren serbest şiir yazan bütün şairlerde, kendileri (hayır, yok) deseler de, Nazım Hikmet’in etkisi vardır. Bu hakikat gizlenemez. Bu şiirleri okuyan herkes, Nazım Hikmet taklitçiliğini açıkça görür. Hatırda kalanlardan ikincisi Orhan Veli Kanık’tır; Nazım’ın Rus komünistlerinin güdümünde olması gibi, Orhan Veli Kanık da Fransız komünistlerinin etkisinde ve emrindedir. Orhan Veli’nin Garip kitabına yazdığı önsöz, şiirden çok bir komünizm manifestosu niteliğindedir. Üçüncü kişi ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ödüle lâyık görme yanlışlığına düştüğü Sezai Karakoç’tur. Sezai Karakoç’un gençler arasında yaygın olan tek şiiri Monna Rosa’dır; diğerlerini okuyan, bilen ve anlayan yok denecek kadar az. Çünkü Sezai Karakoç da Cemal Süreyya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Turgut Uyar gibi Nazım Hikmet taklitçileriyle birlikte İkinci Yeni akımını kurmuş, onlar gibi serbest ve kapalı şiirler, kuralsız nesirler yazmıştır. En çok okunan şiirinde Muazzez Akkaya isimli Türk kızına Monna Rosa diye hitap etmesi, Sezai Karakoç’un gayrı milli bir kültüre hizmet ettiğinin göstergesidir. Ayrıca, ‘Liliyar’ isimli şiirinde ‘Lili’ isimli bir Hristiyan kadını yere göğe sığdıramamaktadır. Müslüman Türk kızlarına ve Leyla ile Mecnun’a Monna Rosa diye hitap edilmesi kabul edilemez. Şiir ve yazılarında daha çok Hıristiyan motiflerine yer veren Karakoç’un, arada İslâmî motiflere de (ki onlarda da saygı ifadesi yok) yer vermesi “Ey Yahudi!” diye bir hitabet (şiir saymıyorum) yazmış olması, işlediği kültür tahribatını göz ardı ettiremez.”

( http://www.habernews.com/haber.asp?haberid=11150).

Yani Koyuncu, birinci ve ikinci yeni şiirlerinde musiki olmadığını iddia ediyor, musikiyi yalnızca ölçü ve kafiyeden ibaret sayıyor. Bu konuda ustalığını kimselerin tartışamayacağı Nazım Hikmet’e dahi dil uzatıyor. Bakalım Nazım Hikmet’te ahenk var mıymış? Çok bilinen bir şiirinden örnek verelim:

“O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
...
 

Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
…”
 

Görüldüğü gibi, kafiye de kullanmış büyük usta… Ama tabii musikiyi sağlayan tek unsurun kafiye olmadığını şiir zevki olan herkes takdir edecektir. Nazım Hikmet ve Orhan Veli Kanık’ın, şiiri özgürleştirme ve halkı şiire sokma çabalarını “komünizm”e indirgeme komedisine söylenecek laf yoktur. Edebiyat tarihimizin vazgeçilmez unsurlarından olan kafiye, günümüzde imge dünyaları fakir olan ve söz musikisini sağlayamayan şairlerin arkasına saklandıkları bir araca dönüşmüştür. Tarihimizde yer alan önemli şairlerimizin şiirlerinin tek ahenk unsurunun kafiye ve ölçü olmadığını, geniş hayal dünyalarını da şiirlerine yansıttıklarını hepimiz biliyoruz. Yunus Emre, Karacaoğlan, Fuzuli, Şeyh Galib, Nedim ve daha aklımıza gelen-gelmeyen birçok ünlü şairimiz hem ölçü ve kafiye kullanmışlar, hem de zengin hayal dünyaları ve kelime hazneleriyle şiirlerine zenginlik katmışlardır. Fakat bazen kafiye ve ölçü, onları bile sınırlamıştır. Ölçü ve kafiye güzel durduğu yere konmalı, özgürlükle güzel olacak dizeler de özgür bırakılmalıdır. Tabii ki bunun kararını da ne yazdığını en iyi bilen kişi olarak şair verecektir.
Koyuncu’nun “Fransız Komünistlerinin etkisinde ve emrindedir” dediği Orhan Veli Kanık’ın ise suçu şiirlerinde sıradan insana yer vermektir! Hadi Nazım’ı anladık da, Orhan Veli’nin komünistliğine nasıl hükmettiğini bir türlü anlayamadım. Anlayan varsa bana da anlatsın lütfen! Orhan Veli’nin şiirindeki yalınlığı ve musikiyi göremeyenler için de yine meşhur bir örnek verelim:
“ANLATAMIYORUM
(Moro romantico)
Ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda;
Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel;
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu,
Bu derde düşmeden önce...
Bir yer var, biliyorum.
Herşeyi söylemek mümkün;
Epiyce yaklaşmışım,
Duyuyorum:
Anlatamıyorum...”
“Anlatamamayı” hangi ölçü ve kafiye bu kadar güzel anlatabilir? Bu şiirdeki tek bir kelimeyi değiştirseniz anlam ve ahenk etkilenir. Bu şekilde musikiyi sağlamak, ölçü ve kafiyeyi ahenk unsuru olarak kullanmaktan, kuşkusuz ki daha zordur.
Sürekli, Türk Şiirinin komünistlerin elinde yerle bir olduğundan dem vuran Koyuncu, kurtuluşuysa zamanın gerisine dönmekte aramaktadır. Koyuncu’nun bu anlamsız haykırışı, otomobil varken at arabasına binmek istemekten farksızdır. Dünya ve insan sürekli değişim içindedir. Tabii ki bu değişimden her şey kadar şiir de etkilenecektir. Kafiye ve ölçünün zirvesi, zamanında zaten bulunmuştur. Yunus Emre, Karacaoğlan, Bâki, Fuzuli; Nef’i, Nedim ve daha aklımıza gelmeyen birçok değerli şairimiz, ölçü ve kafiyeli şiirin en güzel örneklerini zaten vermişlerdir. Şiirimizde sürekli yeni denemelere girişmişler ve birçoğunda da başarılı olmuşlardır. Tabii bu yenilikler, etkileşim içinde bulunulan kültürlerle Türk kültürünün yoğrulması sonucu ortaya çıkmıştır. 19. yy’dan itibaren kültürel etkileşim batıya doğru kaydığından doğal olarak şiire giren yenilikler de batı kökenli olmuştur. Tabii ki bu yenilikler, “Türk Kültürünün yıkılmasına, İslam Dininin elden gitmesine” değil, Türk Şiirinin beslenip gelişmesine yol açmaktadır.
Sayın Koyuncu ve şürekâsının “yeni” diyerek önümüze koyduğu, yüzyıllardır halk edebiyatında kullanılan nazım biçimlerine dönmek, Türk Şiirini yavan ve durağan bir hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Şiir tıpkı insanın duyguları, arzuları, hazları gibi özgür ve ihtiraslı olmalıdır. Şair, anlatmak istediğini en iyi nasıl anlatabiliyorsa öyle anlatmalıdır; gerek ölçülü, gerek serbest… Eğer bir yenilik getirilmek isteniyorsa eskiyi temcit pilavı gibi önümüze yeniden getirmek yerine, farklı denemelere girişilmeli; taze bir soluk aranmalıdır. Şiirimiz ancak böyle gelişir, gerçek “yeni” böyle vücuda gelir. Türk Şiiri de ancak o zaman devinime geçer ve hem şairlerimiz hem de okuyucularımız büyük bir heyecanla bu harekete destek verir.
 

09.03.07-00:07
Bahadır Çakıltaş
KAYNAK: http://www.betimsel.com/yazargoster.asp?ID=34&yazi=177

BAHADIR ÇAKILTAŞ KİMDİR?

E-posta adresi :

Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.


Bulunduğu yer :

Tekirdağ

 

Yazar hakkında :

Bir edebiyat aşığı; şiir delisi... Türkiye'de sevdiği işle uğraşan şanslı insanlardan biri; bir edebiyat öğretmeni... Yaşadıklarını, yaşayamadıklarını, yaşamak istediklerini ve tanık olduklarını yoğurarak diziyor imgelerini... Amacı size bir şey anlatmaktan ziyade; yüreğinize konuk olmak... Sizi size anlatmak; sizi saklamak dizelerinde...

 "Şiir bir çağrışımlar ülkesidir. derin, felsefi, tarihi konuları anlatmaz; hayatın sırrını vermez! Bırakalım onu başka kelimelere; biz şiirce konuşalım; duyguları, güdüleri, hazları, nedametleri... İnsanın en çıplak yüzünü okuyalım..." Bahadır ÇAKILTAŞ
 
Etkilendiği Yazar/Şairler:
Baudelaire, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Attilâ İlhan, Orhan Veli, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Fuzuli, Nedim... Tabii ki, bir insan nasıl olur, Türkçe Şiir yazar da ondan etkilenmez; Nazım Hikmet Ran...
 
Özgeçmiş:
20.08.1982 yılında İstanbul’un Çatalca ilçesinde doğdu. İlköğrenimini İhsaniye Köyü İhsan Akdoğan İlköğretim Okulunda tamamladıktan sonra (1988-1996) Çatalca Çok Programlı Lisesini bitirdi (1996-1999). 2000 yılında Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandı, bu okulu 2004 yılında bitirdi. Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bilim Dalında Yüksek Lisans yaptı(2005-2007). Çatalca Karacaköy Çok Programlı Lisesi ve Büyükçekmece Tepecik Hüsnü Özyeğin Lisesinde edebiyat öğretmenliği görevinde bulundu. Halen Tekirdağ Malkara Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak çalışmaktadır.

KAYNAK: http://www.betimsel.com/yazarprofil.asp?ID=34

 

 

 

Yorumlar (11)Add Comment
tebrikler
Yazan Coşkun Arslan, Ağustos 26, 2010
Yazınızı baştan sona okudum ve sizi haklı buldum
Bende hece şiiri yazıyorum serbest şiir zor
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: -2
Kolaycılık..
Yazan Murat Aktan, Eylül 04, 2010
Türk milleti olarak herşeyde kolaycılık aradığımız gibi şiir, resim ve müzik gibi sanatlarda da kolaylık aradığımızı görmek üzücü. Sanat zahmet ister. Bu yüzden bu kadar şair ve yazar diye geçinen insan çıkmıyor mu? Bu yüzden yazının değeri düşmüyor mu? Ben de yazarım, şairim demek için yazmak ve bunun için yanlışı savunmak. Türkçe ezan ve Türkçe amentü gibi bir kolaycılığa kaçmış bir insandan etkilenen birinden yukarıdaki satırları okumak şaşırtmadı beni...
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0
...
Yazan Hanefi Söztutan, Eylül 06, 2010
Bu görüşlerin en üzücü tarafı bir edebiyat öğretmenine ait olması... Yeni neslin neden Türkçe fakiri olduğuna şaşmamalı... Şiir yazmak bir sanattır ve herkesin harcı değildir.
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +5
...
Yazan Hilmi Coşkun, Eylül 12, 2010
Benim tek söyleyeceğim, Hani bir söz vardır , ne kadar doğru söylenmiş.
( Sonradan Şair olunmaz, Şair doğulur. )
ama malesef şimdi Türkiye,mizde herkes kendisini şair sanıyor, hatta Asker mektubu gibi yazıları yazıp, şiir diyenler o kadar çoğaldı ki.
sitelerin şiir çöplüğü olması da zaten bundan değil mi?
hatıra binaen yorumlar yazanlar da bu işin körükcüleri.
kimsede elştiriye gelemiyor maşallah, hemen gerekçeyi patlatıyor
O benim duygularım diye, sanki gerçek şairler başkasının duygusuyla yazıyormuş gibi.
onlar da kendi duygularını anlatıyor ama özenerek düşünerek,
Tabii bu arada hece cilerin içinde bir sözüm olacak, sırf kafiye olsun uyak olsun diye anlamı ve konuyu saptıranlar da yok değil.
ama bunlar sadece kendilerini tatmin eden kişiler diye düşünüyorum.
Saygılar.
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +1
...
Yazan Murat ÖZER, Eylül 13, 2010
Merhabalar;
Bence güzel bir konuda fikir teatisi yapılıyor.Zira,bir milleti millet yapan unsurlardan en önemlisi dil birliğidir.Son 200 yıldır Türkçe üzerine asimilasyon çalışmaları ivedilikle uygulanmakta...Bence sokaktan başlanmalı; tarzanca yazılan yarı Amerikan ingilizcesi ve ona yamanan canım Türkçe kelimelerin canına okunmasına engel olmalı bu ülkenin her ferdi. Hatta entellektüel edebiyatçı ve toplum bilimcileri, birbirlerine belirli yaftaları geçmişe endeksleyerek pompalayacaklarına...Dünyanın en zengin dilini savunmalı her türlü ideolojiden arınmış olarak. Nazım da bizim,Nesimi de,Pir Sultan Abdal da...En büyük eksimiğimiz birbirimizin canına okurken,atı da başkasına verip üsküdarı bile geçememek.Adı zikr olunan ya da olunmayan ne kadar ecdadımız var ise, Türkçe 'nin katlini kemikleri sızlayarak ruhları azap içinde çaresiz seyretmekteler diyorum. Sorun ; süslemede değil sorun özün yitmesi.Saraylı olup avama şer atmak ,avam olup saraya murdar demek le bu iş çözümlenecekse...Misak-ı Milli'nin hemen dışında bekleyenlerden endişelenmemek lazım. Koynumuzdan endişelenmek gerek vesselam... Ey Türk İstiklanin Münezzeh İlmi Mevcudiyetleri Türk'ün Diline Sahip Çıkma Zamanıdır.Tüm yorumcuları selamlıyorum.

Saygılarımla...
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +7
ŞAŞI BAK... ŞAŞIR...
Yazan SiiR_RuZGaRI, Eylül 14, 2010
HEY GÜZEL ALLAHIM...SEN EN DOĞRUSUNU BİLENSİN....
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: -1
...
Yazan Bahadır Çakıltaş, Eylül 17, 2010
Sayın Hanefi Söztutan,
Eğer yazımı baştan sona okuduysanız, kaynaklar ve kanıtlar üzerine giderek "makale" türünde bir yazı oluşturmaya çalıştığımı görürsünüz. Bunu benim mesleğimle direkt olarak alakalandırmak çok saçma geldi bana. Aldığım akademik eğitimle ilişkilendirilmesi daha isabetli olur kanımca. Öğrenciler eğer Türkçe fakiriyse bunun en büyük sebebi, sürekli tek tipleştirilme çabası; kimi devirde Nazım öcüdür; kimi devirde Necip Fazıl, kimi devirde Klasik Türk Edebiyatı, kimi zaman Halk Edebiyatı... Benim öğrencilerime gelince; her kaynaktan beslemeye çalışıyorum derslerimi.
Murat Bey,
Türkçe Ezan, Türkçe Amentü diyerek, yazımdaki savımı haklı çıkardınız. "Kolay şiir" görmek istiyorsanız, bu sitedeki birçok şiire bakabilirsiniz. Metafor, imge, imgelem, izlek; söz sanatı, anlam olayı gibi kavramlar var şiirde ahengi sağlayan. Anjonbman kullanmış Fikret; o da mı şair değil? Yeniliklere açık olmalıyız.
Günümüzde şiir olmamasının sebebiyse, tıpkı öğrenciler gibi şairlerin de belli bir kalıba girmeye çalışması; taklit derdinde; ekol peşinde olmasıdır.
Saygılarımla...
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: -1
meslektaşıma
Yazan Ahmet Demir23, Aralık 01, 2010
Makale türünde yazdıgınızı söylemişsiniz de anlayamadıgım yazınızın neresinde fikirlerinizi ispatlamışsınız bir nesnellik vardır bir de öznellik sizinkisi sadece öznel bir yaklaşım yani kendinize isbatlamışsınız kendi inandıklarınızı...
13.yy da divan edebiyatından başlarsak 700 yılı aşkın bir süredir şiir belli kalıplarla yazılmış ve okunmuştur ama ne hikmetse bugünün edebiyatcıları kalıpları yıkmaktan bahsediyor ve yine buğünün edebiyatçıları Fuzuli'den Baki'den Necip Fazıl'dan daha zekiler ya onların düşünemediklerini düşünüyorlar yeni bir şey keşfediyorlar serbest şiir her şey serbest olsun
Peki Bahadır Çakıltaş şu yukardaki paragrafı ben şiir formatında yazsam parçalayarak yazdıgıma bu şiir değil diye bilir misin? Şayet dersen serbest şiirin hangi kurallarını ihmal ettiğimi yazmanı beklerim yok itiraz etmezsen Allah'tan kork bundan şiir mi olur bu bir paragraf ben derim....
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +1
christian louboutin
Yazan christian louboutin, Aralık 27, 2010
I really like your website. Thank you!
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0
...
Yazan Bahadır Çakıltaş, Ocak 11, 2011
İddialar ve ispatları yazının içinde. "Kimse Necip Fazıl'dan zeki olamaz." Ya da "bu paragrafı alt alta yazsam serbest şiir olur." gibi sözlerle karşıma gelirseniz; ben sizinle şiir tartışmam. Fuzuli'nin şiiri eğer ölçü ve uyaktan ibaretse, sizin paragraf da şiir olur. Fakat siz benim yazımı okumamışsınız. Önce bir yazıyı okuyun, özümseyin; ne dediğimi bir anlayın!
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0
...
Yazan Bahadır Çakıltaş, Ocak 11, 2011
Sizin mesnetsiz savınıza aynı mesnetsizlikle de karşılık verebilirim:
Hey gidi Demir Ahmet
Çektirme bana zahmet
Oku şu yazımı da
Anla babana rahmet.

Bunu şimdi yazdım. Şiir mi bu?Yedili hece ölçüsü ve zengin uyak kullandım. Düz şema ile yazdım. Peki siz bana söyleyin o zaman, bu neden şiir değil?
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
Son Güncelleme ( Çarşamba, 01 Eylül 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >

Crystal7 Webdesign Template. This template is released under the GNU/GPL license.
hqtexts.ru - rxonepill.com