ŞİİRMETRE
GÜNÜN ŞİİRİ
HAFTANIN ŞİİRİ
MAVİ YILDIZLI ŞİİR
ÜYE GİRİŞİ
ANA MENÜ
ANASAYFAŞİİRLERNETWORKVİDEOLARRADYOGRUPLAR
KİM VARDI
t_a_polat (tülay)
(2017-07-25 00:17:27)
SITKI CİN (sıtkı cin)
(2017-06-18 14:28:28)
Hanefi Söztutan (Hanefi Söztutan)
(2016-07-31 18:40:51)
Osman AVCI (Ömer Osman AVCI)
(2016-01-29 13:33:02)
Admin (Üçüncü Yeni)
(2014-12-25 09:57:16)
MAVİ WEB
YAYINLARIMIZ
WEB TASARIM
ACTAMEDYA
SPOREKSTRA
Html Module


ŞAİRLER VE ŞİİR ÜZERİNE DÜŞÜNCELER PDF Yazdır e-Posta
Yazan Üçüncü Yeni   
Çarşamba, 15 Aralık 2010

Yazan: HÜNKÂR DAĞLI

Geleneksel ve öz şiirimiz hecedir. Buna itiraz edenler ya başka memleket yahut milletin insanlarıdır ya da hiçbir bilgisi olmayan uyur-gezerlerdir. Tabii ki aruzun aslı Arap vezni ise de atalarımız bunu yıllarca en güzel biçimde kullanmışlar, geliştirmişler, bu vezinle çok harika eserler meydana getirmişlerdir. Onlar yapabildiyse bizler de yapabiliriz...

GÜNÜMÜZDE ŞAİRLER ve ŞİİR Üzerine Birtakım DÜŞÜNCELER - 1-


Lise yıllarımdan (1974-1980) beri şiir ve şair camiasının içinde sayılırım. Kitaplar, dergiler, seminer, konferans ve söyleşiler, imza günleri, dinletiler, şiir programları vb. İçinde şiir kelimesi bulunan her tür faaliyeti hasbelkader takip etmeye, katılmaya gayret ederek geçti yıllarım. 1997 güzünde ilk şiir kitabım DAĞBAŞI ÇIĞLIĞI yayınlandı. 1980 öncesinin kendine has atmosferini bir yana bırakırsak 1998 yılı Kasımına kadar bu ilgi, irtibat ve meşguliyet sessiz-sedasız, ağır-aksak süre geldi.
1998-2005 yılları arasında bu camia ve atmosferden ayrı ve uzak durdum. Hiç kitap ve dergi almadım. Hiçbir şiir programına, hiçbir şairin toplantısına gitmedim. Bunun bana epeyce şey kaybettirdiğini şimdilerde daha iyi anlıyorsam da, “acaba hiç dönmese miydim?” Diye düşündüğüm de oluyor.
2004 yılının son yarısında, birkaç arkadaşımdan: “şiirlerini internetten okuyoruz. Neden hep eskiler, yeni şiir yazmıyor musun?” Tarzında serzenişler duydum. O günlerde, sık sık internet kullanmaya başlayan biri olarak bu durum tuhafıma gitti ve merakımı celp etti. Araştırıp öğrendim ki; pek görüşmediğimiz bir arkadaş benim adıma, antoloji.com sitesine şiirlerimden bazılarını eklemiş. Hiç tanımadığım bir başkası kitabımda bulunan şiirlerin büyük çoğunluğunu başka bir şiir sitesinde yayınlamış. Sanıyorum her ikisine de teşekkür borçluyum. Hatta tespit edebildiğim kadarıyla internet ortamında benim adımla yayınlanmış ve bana ait olmayan iki tane de şiir var. :) Bu süreçte başta antoloji.com sitesinde olmak üzere birçok şair ve şiir severin internet üzerinden birbirleri ile irtibatta olduğunu ve benim de kıyısından bucağından bu işe bulaştığımı fark edince; antoloji.com sitesi ile birlikte birçok şiir-edebiyat sitesine üye oldum ve şiirlerimin sevk ve idaresini elime aldım.(!) Bazı sitelerde, kısa süre sonra üyeliğimi iptal ettiler, birçoğundan da kendi isteğimle ayrıldım.

İnternet dünyasındaki şiir ve şairlerin durumunu bir başka yazıya ve işin ehillerine bırakarak, gerçek (fiili) hayatta izlediğim, katıldığım; dinleyici, izleyici, katılımcı olarak içinde bulunduğum şiir programlarından, şiirle ilgili faaliyetlerden edindiğim izlenimlerden oluşan düşüncelerimi aktarmak durumundayım.
2005 yılından itibaren başta yaşadığım şehir Ankara olmak üzere, memleketin birçok yerinde yapılan şiir toplantıları, dinletiler, imza günleri ve benzerlerine katıldım, katılmaktayım. Aynı yıl içinde birbirinin kopyası onlarca hatta yüzlerce program yapılmaktadır.
Biz şairlerin çoğunluğu enaniyet sahibi, kıskanç, dedikodu ve dirsek temasına meyyal insanlarız. Bu yüzden birçok program gerçek amacının dışında neticelenmektedir. Ekseriyetimiz bu tür programlara sadece şiirimizi okumak ve kendimizi göstermek için katılıyoruz. Şiirimizi okuduktan sonra eğer hemen akabinde yahut en kısa sürede oradan ayrılmıyorsak bile ne şiir dinliyoruz, ne de dağarcığımıza herhangi bir bilgi katıyoruz. Bunun yerine çok güzel dedikodu (şiirle ilgisi olmayan) yapıyor, onu-bunu çekiştiriyoruz. Sözün burasında mürailiğimizi de belirtmek durumundayım. Yapılan programlarda ister sıklıkla, ister zaman zaman bir araya geldiğimiz, karşılaştığımız şair arkadaşlara gülücükler dağıtıyor, hal hatır sorup, övgüler yağdırıyoruz. Fakat daha oradan ayrılmadan yahut programın hemen akabinde aynı insan için atıp-tutuyor, hakaret ve hatta küfür ediyoruz. Bu söylediklerimi genelleştirmek; bütün şairler böyledir demek elbette doğru ve mümkün olmaz. Fakat hemen her programda bunu yapan bir-iki yahut beş-on kişi bulunduğu bir gerçektir.

Şiir programları ve faaliyetleri ile ilgili katılmak, paylaşmak, genelleştirip çoğaltmak yerine “ben de yapayım” sevk-i tabisiyle bencilce bölmek, parçalamak, tekrar etmek durumu var. Öne çıkma, kendini gösterme niyet ve gayretleri ile oluşan bu durum biz şairleri zora sokmakta, bıkkınlık hissi uyandırmakta, monotonlaştırmakta olmakla beraber; “arkadaşımızdır, sevdiğimiz bir insandır hatırı kırılmasın, gönlü kalmasın” gibi düşüncelerle katılmaktan geri durmuyor, katılmadıklarımıza alakası olmayan bahaneler bularak özür beyan ediyoruz. İşin bir başka boyutu ise bazılarımız bu programlara eş-dost görmek, tanıdık arkadaşlarla sohbet etmek öncelikli niyet ve amacı ile katılmaktadır. Ben de bazı programlara bu amaçla katıldığımı itiraf ediyorum.
Bu programların finans ve masraf kısmını değerlendirmeden, şairlerin vermeye ve katılmaya pek yanaşmadığını; bırakın katılım payını, içtiğimiz çayın parasını bile vermek istemediğimizi görüyoruz. Bu cümleden olarak şiir-edebiyat derneklerinin hemen hepsinde aidat sorunu vardır. Yardımcı olmak, katkı sağlamak, işin ucundan tutmak yerine “sen yap, fakat benim istediğim gibi yap” düşüncesinin yaygın olduğunu görmemek mümkün değildir.
Şiir faaliyetlerinden en çok yapılanı dinleti programlarıdır.  Katılanların sıra ile sahneye yahut kürsüye çıkarak ya da bulunduğu yerden şiirini okuması ile gerçekleşen bu dinletiler birbirinin tekrarı, hemen hemen kopyasıdır. Genellikle katılımcılar aynı kişilerdir. Şair olmayanların tek-tük bulunduğu bu dinletiler aynı zaman diliminde farklı hatta yan yana mekânlarda yapılmaktadır. Müdavimleri dâhil şairlerin çoğu bu durumdan rahatsız olduğu halde görüş birliğine ve ortak uygulamaya geçilememektedir.
Başta dinletiler olmak üzere şiir programlarında bazı arkadaşlar sözlerine; “ben şair değilim, kendime göre bir şeyler karalıyorum” şeklinde başlamaktadırlar. Hatta bunu alışkanlık haline getirenlerimiz bile var. Tabi ki bu arkadaşlara “Eee o zaman güzel kardeşim! Madem şair değilsin o halde niye bir şiir programında şiir okumaya kalkıyorsun. Üstelik hiçbir dinletiyi kaçırmıyorsun. Söz hakkı verilmediği zaman küsüp darılıyorsun. Hatta ileri geri söyleniyorsun. Şair değilsen karaladıklarını kendi kendine oku, eşine-dostuna göster. Bizim vaktimizi alma” demiyoruz. Muhakkak ki kişinin mütevazı olması çok güzel bir şeydir. Fakat mütevazılığın fazlası ve aynı şeyi alışkanlık edinip, sürekli tekrarlamasının mütevazılıktan olduğu söylenemez. Bir de bunun zıddı gibi görünen bir durum var ki; bazıları okunan hiçbir şiiri beğenmemekte, hepsinde mutlaka bir kusur bulmaya çalışmakta, en azından dudak bükmektedir. Belki iyi şair zor beğenir, amenna! Fakat kendi yazdıklarından başka hiçbir şeyi beğenmemekle iyi şair olunacağını düşünmüyorum.
Bana göre yanlışlık, aksaklık ve eksiklik olarak değerlendirdiğim bu durumların düzeleceğini düşünmemekle birlikte; “İnşallah daha güzel olur” temennisiyle..


Hünkâr DAĞLI
***

GÜNÜMÜZDE ŞAİRLER ve ŞİİR Üzerine Birtakım DÜŞÜNCELER - 2


Genel kabule göre günümüzde Türk Şiiri üç tür, üç çeşittir: Hece, Aruz, Serbest.  Şiir programlarında bu üç türden örnekler sunulmakla birlikte, ağırlığın hece ve serbest tarzda olduğu herkesin malumudur. Her üç türde şiir yazan şair gayet azınlıktadır. Bunu sırası ile sadece aruz yazan, aruz ve serbest yazan, aruz ve hece yazan, hece ve serbest yazan, sadece hece yazan ve sadece serbest yazanlar takip etmektedir. Görüldüğü gibi günümüzde en çok serbest şiir yazmaya rağbet vardır. Genç kuşak şairlerin büyük çoğunluğu serbest şiir tarzını tercih etmekte, heceye ve aruza yanaşmamaktadırlar.
Geleneksel ve öz şiirimiz hecedir. Buna itiraz edenler ya başka memleket yahut milletin insanlarıdır ya da hiçbir bilgisi olmayan uyur-gezerlerdir. Bunu kabul etmekle birlikte hece şiirine, özet olarak şu şekilde karşı çıkılmakta, eleştirilmektedir: “Efendim, hece şiiri insanı kısıtlıyor. Belirli kalıpların içinde kişinin kendini tam olarak ifade etmesi imkânsızdır. Şair özgür olmalı, başkalarının söyleyemediklerini söylemelidir. Zaten hece ile söylenecek her şey söylenmiştir, zamanımızda hece ile şiir yazmak olanları tekrar etmekten ibarettir”

Kısıtlama ve özgürlük meselesini bir misalle geçiyorum;

“Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir”

Bundan daha özgür bir ifade olur mu? Mademki şiir bir bakıma da az sözle çok şey ifade etme sanatıdır o halde bu iki mısrada, 22 hece ile anlatılan duruma ne diyeceksiniz? Hece ile şiir yazmak gerçek bir maharettir. Aslında ritim ve ahengin esası da ölçülü olmaktan geçer. Buradan “yıllardır söyleneceklerin söylendiği, bundan sonrakilerin tekrar olacağı” konusuna geçersek; bu kanı da zandan ibarettir, kötü yahut sıradan örneklerden kaynaklanmaktadır. Elbette insanlık bugünlere, diğer konularda olduğu gibi şiirde de birikim ve yığıntı bırakarak gelmiştir. Serbest tarz yazanlar sürekli yeni ve hiç söylenilmedik şeyler mi söylüyorlar? Heceye göre devede kulak sayılmayacak kısalıktaki geçmişlerinden günümüze hiç mi tekrar yok? Hemen hepsi aynı konular, benzeri ifadelerle dolu. Bunun neden farkına varılmıyor. Bir şey önceden söylenmiş olabilir, bu gayet normaldir. Mühim olan aynı şey bile olsa farklı şekilde söylemektir. Bu serbestle nasıl mümkünse hece ile de mümkündür. Şairlik beceri ve kabiliyeti de budur.

Günümüz hece şiirinde aksaklık, eksiklik ve yeknesaklık olduğunu kabul ediyorum. Bunun sebebi şairlerin az emekle çok kazanç (şöhret, beğeni) elde etmeye kalkmalarındandır. Bazı ateşli hece savunucu şair arkadaşların eserlerine baktığımızda;

……. akarım               ……. aldım                             ……. iner

…….. bakarım            ……. daldım                           ……. biner

……. yakarım             ……. saldım                            ……. diner

….... nazlı yar              ……. nazlı yar             ……. nazlı yar

Dizilişinde olduğunu, bütün şiirlerini bu şekilde yazdığını, başka hiçbir biçim, şekil, düzen kullanmadığını görüyoruz. İşte bu kolaycılık ve tekrarcılıktır. Siz noktalı bölümlerde ne derseniz deyiniz hece karşıtlarının (bir bakıma haklı olarak) tekrarcılık ve yeknesaklık eleştirilerinden kurtulamazsınız.
Kolaycılığa dair benim dikkatimi çeken bir başka örnek de şudur:

……. andım                ……. ezerim                           …….ipek

……. niyet                  …… su                                   ……. çöz

……. yandım               …… gezerim                           ……. kepek

…… medet                 …… pusu                               …….toz

Hafife aldığımdan falan değil ama ben buna kolay şiir diyorum. Sadece ve sürekli bu biçimde şiir yazmak; noktalı kısımlarda çok güzel ifadeler kullansanız dahi iyi şair olmaya yetmez, yetmemeli! Ne hikmetse şiir programlarında bu dizilişteki şiirler büyük bir coşku ile okunuyor ve çok alkışlanıyor.
Başka bir örnekle bu kısmı tamamlayayım:

……. a                        ……. b            ……. c

……. a                        ……. b            ……. c

……. a                        ……. b            ……. c

……. x                        ……. y            ……. z

……. x                        ……. y            ……. z

 

Bu tertipte yahut son iki mısraın sürekli kullanılması gibi çeşitlerdeki bu kafiye düzeninde zaman zaman çok güzel şiirlere tanık oluyoruz. Okuması ve dinlemesi hakikaten büyük keyif veriyor. Fakat bazı şairler bu düzende yazdıkları şiirlerinde kıtalar arasında konu bütünlüğü sağlayamıyorlar. İlk bölümde İstanbul Boğazından bahseden şair, bir bakıyorsunuz ikinci bölümde bakır kapların kalaylanmasından söz ediyor, üçüncü bölümde de koyun ve kuzuların meleyişini aktarıyor. Çoğunlukla hamasi ve tasavvuf konularını işleyen bu tür şiirlerde kafiyeyi, özellikle ayağı muhafaza etmek adına bir hanyadan bir konyadan dem vurulduğunu görüyoruz. Bilgiçlikten geri durmayan ve kendisinin falanca falanca şairlerin yanında yetiştiğini, onların tedrisinden geçtiğini her fırsatta dile getiren bu arkadaşlar heceyi müdafaa etmek zannıyla, farkında olmadan hece şiirine ayak bağı olmaktalar.


Şiir programlarında aruz vezni ile yazılmış şiirlere de tanık oluyoruz. Hatta bazı aruz müdafileri var ki; bunlara göre aruz şiiri, “şiirin en zoru ve en güzelidir. Aruz şiirini yazmak ustalık ve maharet işidir, herkes beceremez. Aruz şiiri yazmadan da iyi şair, usta şair olunmaz.” Aruza karşı olanlara göre ise; “aruz bizim şiirimiz değildir, saray şiiridir, günümüz Türkçesiyle aruz yazılamaz, aruz şiiri ömrünü tamamlamıştır.”
Aruz vezni ile şiir yazmanın zor olduğunu kabul ediyorum. Aruzla yazılan şiirlerin ekseriyetinin çok güzel şiirler olduğunu da kabul ediyorum. İlle de aruz diye tutturanlar ve aruz yazmadan usta şair olunamayacağını yerleştirmeye çalışanlar güftekar-bestekâr kolektifliğidir. Her ne hikmetse Türk Sanat Müziği camiasında oluşmuş bir modaya takılıp kalan zamanımız bestekârları şarkı bestelemek için aruz yazanları pompalamaktadırlar. Fakat ben şarkı sözü yazarlığı ile şairliğin aynı şey olmadığını belirtmek istiyorum. Bazı kimseler yazdıklarını maddi-manevi getiriye dönüştürmek için bestekârların etrafında pervane olmaktadırlar. Öyle bir hava oluşturuluyor ki ne kadar çok sayıda bestelenmiş şiiriniz varsa o kadar çok iyi şairsiniz. Artık şiirle ilgili “telif hakları” denilince hemen ve sadece TRT de çalınan şarkılardan alınanlar akla gelmeye başladı. Eğer bestelenmiş çok eserinizin olması sizi iyi şair yapsaydı, Türkiye’nin son çeyreğindeki en büyük şairleri; Münir Ebcioğlu, Aysel Gürel ve Mehmet Erbulan olması gerekirdi. Aslında bu meseleye tek cevap; 20-30 yıldır genel ve büyük çapta beğeni ve kabul görmüş şarkıların çıkmamasıdır.


Aruzu sevmediğim, karşı olduğum anlaşılmasın. Gerçek manada şiirle iştigal etmeme sebep Fuzuli’nin “Su Kasidesi”dir. 1998 öncesi katıldığım bir programda sıra bana geldiğinde; “sizlere yazmış olduğum bir Gazelimi takdim edeceğim. Lakin şunu belirtmeliyim ki ben aruz bilmem” diyerek söze başlamış ve kendime ait bir gazel okumuştum. Şiiri bitirdiğim zaman programı yöneten Sayın Feyzi Halıcı: “delikanlı iyi ki aruz bilmiyormuşsun, ya bilseydin” şeklinde iltifatta bulunmuştu. Tabi ki aruzun aslı Arap vezni ise de atalarımız bunu yıllarca en güzel biçimde kullanmışlar, geliştirmişler, bu vezinle çok harika eserler meydana getirmişlerdir. Onlar yapabildiyse bizler de yapabiliriz. Aruz şiirinin sadece sarayda yazılıp okunduğu da az bilgi ve az düşünce mahsulü bir iddiadan ibarettir. O devirde yazılı metinlerin kahir ekseriyetinin saray ve çevresinde olduğu göz ardı ediliyor. Tekkeler unutuluyor, camilerde okunan mevlit ve kasideler, naat-ı şerifler hatırlanmıyor. Köy odalarında özellikle kış günleri hemen her akşam okunan Ahmediyeler, Siret-i Nebiler, destanlar bilinmiyor. Aruz şiirinin en büyüklerinden olan Fuzuli, ömrünü Irakta, çöldeki bir köyde geçirmiştir. Bu dahi aruz şiirini elit bir zümreye hasredenler için yeterlidir.
Eğer şiir duygu ve düşünüşün deyiş haline gelmesi ise, bırakalım şiir hangi yolu tercih ediyorsa o yoldan gelsin. Zorlamanın âlemi ne!

Hünkâr DAĞLI


15 Aralık 2010 Çarşamba, 15:10 tarihinde Hünkâr Dağlı tarafından eklendi.

Yorumlar (1)Add Comment
...
Yazan proofreading services scholarship, Ağustos 11, 2016
The status of poetry remains the same for many years. However, some modern technologies aim to change this role. Let's hope that everything will remain in its place.
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Aralık 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >

DUYURULAR
SON ŞİİRLER
CAN BABAM
Şair: SITKI CİN
KAHVE RENGİ GÖZLERİN
Şair: SITKI CİN
YIKTIM TARUMAR ETTİ
Şair: SITKI CİN
İNSAFSIZ
Şair: SITKI CİN
YOK OLDUK
Şair: SITKI CİN
SON EKLENENLER
SON VİDEOLAR
BU BAYRAKİNMEYECEK
Ekleyen:Mahirbaspinar
Beğenilme:
Tıklama:3538
SEN OLSAN YETER M Baspinar
Ekleyen:Mahirbaspinar
Beğenilme:
Tıklama:3509
Kimler Çevrimiçi
Şuanda 1 konuk çevrimiçi
Ziyaretçi Sayımız
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün25
mod_vvisit_counterDün121
mod_vvisit_counterBu Hafta354
mod_vvisit_counterBu Ay2600
mod_vvisit_counterTümü257239
Crystal7 Webdesign Template. This template is released under the GNU/GPL license.
hqtexts.ru - rxonepill.com