ŞİİRMETRE
GÜNÜN ŞİİRİ
HAFTANIN ŞİİRİ
MAVİ YILDIZLI ŞİİR
ÜYE GİRİŞİ
ANA MENÜ
ANASAYFAŞİİRLERNETWORKVİDEOLARRADYOGRUPLAR
KİM VARDI
t_a_polat (tülay)
(2017-07-25 00:17:27)
SITKI CİN (sıtkı cin)
(2017-06-18 14:28:28)
Hanefi Söztutan (Hanefi Söztutan)
(2016-07-31 18:40:51)
Osman AVCI (Ömer Osman AVCI)
(2016-01-29 13:33:02)
Admin (Üçüncü Yeni)
(2014-12-25 09:57:16)
MAVİ WEB
YAYINLARIMIZ
WEB TASARIM
ACTAMEDYA
SPOREKSTRA
Html Module


MAZMUNDAN İMGEYE YOLCULUK / Şener DEMİREL PDF Yazdır e-Posta
Yazan Üçüncü Yeni   
Cumartesi, 18 Aralık 2010


 

Doç. Dr. Şener Demirel
Bu yazıda genel olarak mazmun ve imge terimleri üzerinde durulacak, örnek şiirlerle ve konunun uzmanlarınca dile getirilen görüşlerle mazmun ile imge asındaki benzerlik ve farklılıklar belirtilecek,
mazmundan imgeye geçişin çok köklü bir değişimi içermediği vurgulanacaktır.

MAZMUNDAN İMGEYE BİR YOLCULUK/Şener DEMİREL

ÖZET

Mazmun köken itibariyle Arapça bir kelimedir ve “dolaylı bir anlatım aracı” olarak divan şiirinin anlam boyutuyla ilgili en önemli unsurlarından biridir. Batıdan dilimize giren imaj/imge de tıpkı mazmungibi bir yönüyle dolaylı anlatım aracı olduğu kabul edilir. Cumhuriyet öncesi dönemde şiir dilinin önemli bir anlatım ve aktarım aracı olan mazmun, Cumhuriyetten sonra gelişen Türk şiir dilinde yerini imgeye bırakmış, içerdiği anlam tam olarak imgeyle örtüşmese de bir kimlik değişimine uğrayarak varlığını dolaylı bir şekilde günümüzde imgede devam ettirmeye çalışmaktadır. Bu yazıda genel olarak mazmun ve imge terimleri üzerinde durulacak, örnek şiirlerle ve konunun uzmanlarınca dile getirilen görüşlerle mazmun ile imge asındaki benzerlik ve farklılıklar belirtilecek, mazmundan imgeye geçişin çok köklü bir değişimi içermediği
vurgulanacaktır.

MAZMUNDAN İMGEYE BİR YOLCULUK

Şener DEMİREL*

Mazmudan imgeye geçiş, gerçekte yeni bir hayat tarzının, yaşama biçiminin ve en çok da yeni bir edebiyat anlayışının edebiyat âlemindeki yolculuğunun somut göstergelerinden biri olarak kabul edilebilir. Söz konusu yolculuk aşağıdaki satırlarda örnekleriyle beraber görülecektir ki, derinliği ve felsefesi olan bir değişikliği ifade etmekten oldukça uzaktır. Özellikle 1930-40’lı yıllardan sonraki dönemde meydana gelen ve bir çeşit “modern” şiir olarak adlandırılabilinecek anlayışın temel unsurlarının başında gelen “imge”nin, Eski edebiyatın vazgeçilmez estetik değer ölçülerinden biri olan “mazmun”dan pek de farklı bir özellik taşımadığını ileri sürmek mümkündür. Bu nedenle söz konusu yolculuğun, bir zorlama sonucu ortaya çıktığını, daha çok “terim” boyutunda bir değişikliği içerdiğini söylemek çok yanlış olmasa gerek. Mazmun ya da imge, adları ne olursa olsun içerikleri itibariyle şair/sanatçı muhayyilesinin buluşçu yönünün en somut göstergeleridir ve aynı zamanda şaire/sanatçıya özgün/orijinal olma niteliğini kazandıran faktörlerin başında gelirler. Bu yazıda da elden geldiğince somut örneklerle imgenin modern, hatta post modern bir mazmun olduğu üzerinde durulacaktır.
Öncelikle sonda söylenecek bir sözü başta, Ahmet Oktay’dan bir alıntı yaparak, söylemek istiyorum. Ahmet Oktay, “Mazmunculuk” adlı yazısında divan şiirinin mazmun anlayışının bugün imge ile devam ettiğini belirterek şöyle der: “Gül ve Bülbül’e karşı çıkanlar, mavilik, kardeşlik, özgürlük ve barış gibi sözcükleri dolaşıma sokmuşlar, o sözcükler ve kavramlar aracılığıyla ideolojik/politik bir art alan
oluşturmuşlardır."

*Doç. Dr. Fırat Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Elazığ, 2006.
Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ; Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

2
Oktay, yazısının devamında asıl can alıcı tespiti yapıyor ve “Mazmun günümüz şiirinde de işlevini ve yerini koruyor. Gül ve Bülbül gitti; amaerine, toplumsal sınıf ve kesimlerin fantasmagorik beklentilerini ve gündelik maddî yaşamın ölçülerini karşılamayan bir imgesellik ikame edilmiş bulunuyor.” diyerek mazmun ile imge arasındaki benzerliğe gönderme yapıyor. Benzer bir ilgiye Bir Dil Gurbeti adlı yazısında Murathan Mungan da atıfta bulunuyor ve Divan edebiyatının mazmunlar edebiyatı, bir anlamda gül ve bülbül edebiyatı olduğunu belirttikten sonra, Divan şairi ve şirini “mazmunculukla” suçlayan günümüz şairlerine göndermede
bulunur ve “Günümüzde devrimi “şafakla”, barışı “güvercinle, tutsaklığı “zincirle anlattıkları zaman aynı sığlığa, aynı basmakalıplığa düşmüş olmuyorlar mı? diyerek mazmun ile şafak, güvercin, zincir gibi kavramların temsil ettiği imge-sembol arasında bir farkın olmadığına dikkat çekiyor.
Arapça “zımn” kökünden gelen mazmunun edebiyat terimi olarak sözlük ve ansiklopedilerde karşımıza iki farklı anlamı çıkmaktadır. Bunlardan birincisi mefhum, mana ve meal;, ikincisi ise nükteli, cinaslı ve sanatlı sözdür. Bize göre mazmun her iki kullanımdan da izler taşımaktadır. Yani öz itibariyle şairin dolaylı bir şekilde dile getirmek istediği mana, meal; biçim açısından ise söz konusu anlamın çeşitli edebî sanatlar
(istiare, telmih vs.) aracılığıyla/yardımıyla ortaya konulmasıdır.
Ömer Faruk Akün, İslâm Ansiklopedisi 9. ciltte yer alan “Divan Edebiyatı” adlı oldukça uzun ve değerli yazısında mazmun ile ilgili olarak “Mazmun, Divan şiiri estetiğinde bir objenin bir hâlin kendisini açıkça söylemek yerine onun, arka planda bağlı bulunduğu unsurlarda mevcut vasıflarından birini veya daha fazlasını bulmaya yarayacak ipuçlarını vererek dolaylı fakat ince zarif ve orijinal bir şekilde ifade edilmesidir.” der ve yazının devamında mazmunu basit ve karmaşık diye ikiye ayırır. Gülün sevgili ve sevgiliye ait kimi güzellik unsurlarını(yanak gibi), servinin sevgilinin boyunu, nergisin sevgilinin gözünü ve sümbülün sevgilinin saçını çağrıştırmasını da basit mazmun olarak değerlendiren yazar, divan şairi için daha önemli olanın karmaşık mazmunun olduğunu belirtir ve şöyle der: “Divan şairleri için daha önemlisi ise
3
karmaşık mazmundur ve bu türde dış mananın ardında birden fazla mananın ve birçok bağlı unsurun iç içe bulunması söz konusudur.”
Yukarıdaki tanımlardan ortaya çıkan sonuçlardan biri ve en önemlisi mazmunun bir hayâl ürünü olduğudur. Yani mazmun, şairin muhayyilesinin ürünü olarak, neyi kastettiği kendi zihninde olan; ancak okuyucuya birtakım ipuçları vererek, onun da bu hayale ulaşmasını sağlayan bir şeydir. Divan şairinin divan şiiri dünyası içinde yer alabilmesi ya da adını duyurabilmesi ve geleceğe devam ettirebilmesi için yeni mazmunlar (bikr-i mazmun) bulması, söz ve anlam sanatlarını ince bir beğeniyle kullanması ve söylediklerinin dinleyenler üstünde estetik bir etki bırakması gibi hususlara dikkat etmesi geleneğin şekillendirdiği bu dünyanın önemli özelliklerinden biridir.1
Konuyu biraz daha somut kılmak adına, mazmun konusunda dikkate değerz yazılardan biri olan “Mazmun Üzerine Düşünceler” adlı makalesinde Mine Mengi, özellikle karmaşık mazmunlar bağlamında, Bâkî ve Fuzûlî’den aldığı ikişer beyitte mazmunları nasıl tespit etmiş ve bunları nasıl değerlendirmiş, ona bakalım:


Pertev salardı sînede dâğ-ı muhabbetin
Sahn-ı felekde meş’ale-i mihr yanmadın


Şair bu beyitte, güneşin gökyüzündeki yerini almasından önce dağ-ı muhabbetin varlığının olması düşüncesi, “ bezm-i elest “ mazmununu akla getirmekte1

 Bikr-i mazmun(ilk kez söylenilen mazmun) durumu imge için de geçerlidir. Çünkü “Yaratılan imgenin daha önce kullanılmış olması şair için tehlikelidir. Tekrara düşmemek ve taze sözcükler kullanmak gereklidir. Yoksa şiir, bir derlemeden, bir tekrardan öteye gidemez ve şiir için gerekli sesi çıkaramaz. Kullanılması düşünülen imge, şaire özgü olmalı, şairin sözcüklerine ve imgelerine kendini katma çabası sürmelidir. Çünkü şiir, içselleştirilen sözcüklerle yazılır. İmge de bu sözcüklerin dilde sürekli parlayıp sönen bilenmiş kılıcıdır.” Kadir Aydemir, Şiirin Kılıcı, Şiir Oku Dergisi, S.14, Mayıs-Haziran 1998.
4
ayrıca; “pertev, felek, meş’ale, mihr hatta dâğ” renklerinin kırmızılığı nedeniyle tulu’ yani güneşin doğuşu mazmununu çağrıştırmaktadır.

Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan

Bakî’nin yukarıdaki ünlü beytinde ise hırka, tecride girmek ve el almak deyimi arasındaki bağlantıdan yola çıkılarak derviş mazmununu çağrıştırmaktadır. Ancak ilk beyitteki estetik amaç muhabbetin sürekliliği, ezeli oluşu, eskiliği üzerinde yoğunlaşmış olup özellikle “dâğ-ı muhabbet” terkibi bizi bezm-i elest düşüncesine götürmekte; bezm-i eleste telmih yapılmasına vesile olmaktadır. Beytin güzelliği de burada; bu sezdiriştedir. Tulu‘ ise dolaylı olarak beyte yüklenmiş bir anlamdır ve estetik açıdan önemli değildir. Öyleyse burada tulu‘ değil; bezm-i elest mazmun olarak düşünülmelidir. İkinci beyitte ise Bâkî, kapalı istiare aracılığıyla ağaçların sonbahardaki yaprak dökümünü anlatmakta ancak dervişi de çağrıştırmaktadır. Bu çağrışım; hırka-i tecrîd terkibi ve el almak deyiminin dervişlikle bağlantısını bilen herkes tarafından kolayca yapılabilecek bir çağrışım olup mazmun olarak da fazla gizli olmayan ve usta bir şair için hüner sayılamayacak bir mazmundur. Ayrıca beytin güzelliği, dervişin beyitte hatırlatılmasında ya da derviş anlamının beyte yerleştirilmesinde değil; benzetme yoluyla ağaçların durumunun anlatılmasındadır.


Gül-i ruhsâruna karşu gözümden kanlu akar su
Habîbüm fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı


Fuzûlî’nin bu ünlü beytinde; gül, su, habib kelimelerinden ve bunlar arasındaki anlam ilişkisinden yola çıkılarak Hz. Peygamber mazmunun olduğu söylenmektedir. Çünkü Hz.Peygamber Allah’ın habibidir. Gösterdiği yol Müslümanlık, safiyet ve temizlik yolu (su)’dur . Hz. Muhammed ise âlem gülistanının gülüdür. Habibin Habibullah anlamında mürsel mecaz olarak Hz. Peygamber için kullanımı yaygındır.
5
Ayrıca eski şiirimizin dünyası içinde gülle yanak; özellikle Hz.Peygamber’in yanağı arasındaki teşbih ilişkisi bilinmektedir.


Senden itmen dâd cevrin var lutfun yoh deyip
Mest-i zevk-i şevkinim birdir yanımda var yoh


beytinde de dâd, cevr, lutf kelimelerinin birlikteliğiyle “sultan” mazmunun varlığından söz edilmektedir (Mengi, 1991)
Mine Mengi’den yapılan bu uzun alıntı ve alıntıda yer alan örnek beyitler mazmunun, özellikle “karmaşık mazmun”un, kendiliğinden değil de bir takım anahtar kelimeler ve bu kelimelerin çağrışımları ile tespit edilebildiğini göstermesi açısından önemlidir.
Yukarıda mazmunla ilgili söylenen sözler ve verilen örneklerden sonra şimdi konunun ikinci unsuru olan imge ile ilgili söylenenlere bakmak gerekir. İmge, şiirde anlama ulaşma yolunu daha etkili ve canlı hale getiren, anlamla başka şeyler arasında ilinti kuran, bir zihinde canlandırma biçimidir. Bir bakıma bir hayâl yaratmadır. Yaşar Bedri’ye göre “Dönüştürülen izlenimlerin insan bilincinde farklı yansımalar oluşturabilmek; anlatmak istediğimizi daha etkili söylemek için, farklı ilişkilendirmeyle sözü edilmeyeni çağrıştırma benzeyen ve benzetilenle ilişkilendirerek zihni beklenmedik algılara yönlendirme sanatıdır imge. Rahat anlaşılır bir ifadeyle; iki sözcüğün terkibinden oluşan yeni bir biçim, farklı çağrışımdır diyebiliriz”.2 M. Nuri Parmaksız’a göre ise imge, şiiri şiir yapan üç öğeden-duygu, düşünce ve hayâl-biri olan hayâlin, çağrışım noktasında, duygunun akıl ile yoğrulduğu, hissin düşünceyle muvazenesi sonucunda oluşan, amacı anlamı derinleştirmek ve söylemin etkisini güçlendirmek olan, düşünce ve duygunun kelimelere yansıyan şeklidir (Parmaksız, 2006 ).
2 Bu tanım, “http://umitzeynep.blogspot.com/2005_11_01_umitzeynep_archive.html” adresinde
yayımlanmış ve imge ile ilgili oldukça etraflı bir tanımı içerdiğinden dolayı buraya alınmıştır.
6
Erdoğan Alkan, “Şiir Sanatı” adlı kitabında imge ile ilgili olarak şunları söyler:
“Bir varlık, nesne ya da bir düşünü çağrıştıran varlık ya da nesneye şiirde imge denir
(Alkan, 2005). Bu tanımın büyük oranda mazmunun tanımıyla örtüştüğünü
söyleyebiliriz. Ahmet Oktay’ın Cemal Süreyya ile Cemal Süreyya’nın “Üvercinka” adlı
şiir üzerine konuşurken Üvercinka’nın imge olup olmadığına dair sorusuna şöyle cevap
veriyor: “Şimdi, bütün edebiyatımızda imge...işte Cenap Şahabettin...daha önce
"mazmun" var divan edebiyatında. Tanzimatçılar bu mazmundan kurtulamadılar
aslında. Fakat Cenap Şahabettin'le, sonra Ahmet Haşim'le Türk şiirine imge geliyor.
Fakat bizim kuşağın şiire başladığı sırada Türk şiirinde imge yerini yitirmiş. İmgesiz şiir
yazılıyor. Yani us şiiri...Şiirde öykü öğesi egemen. O sırada bizimki (bizim kuşak)
çılgın bir imge gücüyle geldi. Birdenbire imge her yeri sardı. Şimdi imge ne?.. Cemal
Süreyya konu ile ilgili sözlerini şöyle sürdürüyor: İmgeyi Türk şiirine bizden hemen
önce yerleştirmek isteyen şairler, bunu başarıyla kullanan şairler de oldu. Ama bizde bu
bir çılgınlık, bir hastalık haline geldi. Sonradan, sadece imge değil de, imgeli şiire
yönelindi. Ustalar bir tarafa gitti. Bazıları şiiri bıraktı. Fakat genel olarak Türk şiirinin
demek ki buna gereksinimi varmış, diyorum.
İmge, çok basit bir şekilde söylenecek olursa, bir kelime veya kelime
gurubunun kendi anlamı(gerçek/lafzî/sözlük/ilk akla gelen anlam) dışında bir veya
birden fazla anlamı çağrıştırmasıdır. Şiirin kazandığı değer içinde imgenin önemli bir
payı vardır ve bu durum aynı zamanda şiir dilinin zenginliğinin doğal bir sonucudur.
Eğer okuyucu, şiirin anlamına yeteri derecede nüfuz edebilme imkânına sahipse, aynı
oranda hem şiirdeki imge veya mazmunu yakalama imkânına sahip olabilir, hem de
dolaylı bir şekilde de olsa şiirden estetik bir haz alabilir..
İmge sözcüğün anlamını genişletir, derinleştirir ve çoğaltır. Kısacası imge
şiirde kelime aracılığıyla çağrışım yaratır. Octavia Paz "Şiir bir tek imgedir ya da
parçalanamaz bir imgeler burcudur” veya “…İmge ‘olmayabilirin’ değil, olanaksızın
arzu edilmesidir: Şiir de gerçekliğe susayış. Arzu, her zaman uzaklıkları yok etmek
7
ister. İmge, arzunun insanla gerçeklik arasına uzattığı köprüdür...” derken şiir ile imge
arasında çok net bir ilgiden bahseder. Bu ilginin kökünde şiirin, gerçek şiirin imgesiz bir
anlam ifade edemeyeceği gerçeği yatmaktadır. İmge, orijinal imge bir anlamda yeniden
yaratmadan başka bir şey değildir. Hakkında söylenenlerden yola çıkıldığı zaman
mazmunun da bir “yeniden yaratma”dan başka bir şey olmadığını rahatlıkla söylemek
mümkündür.
Ömer Faruk Akün’ün İslam Ansiklopedisi’nde yaptığı ve bizce en kapsamlı
tanımlardan birine göre; mazmun bir objenin(nesne ya da varlık) veya bir hâlin
kendisini söylemek yerine, bağlı unsurlarda mevcut vasıflarından birini veya daha
fazlasını belirtecek (çağrıştıracak) ipuçları verilmek suretiyle dolaylı bir şekilde ifade
olunması demektir (Akün, 1994). İmge ve mazmunla ilgili tanımlara dikkatli bir şekilde
bakıldığında (Akün’ün tanımındaki parantez içi ifadeler bana aittir) mazmunun
tanımının, belli ölçülerde imgenin tanımının açılımı olduğu görülür. Her iki tanımdaki
ortak noktaların başında “çağrıştırma” ifadesi bulunmaktadır. Mazmun ve imge ile ilgili
olarak buraya alınamayan onlarca tanımda da ortak paydanın “çağrışım” olduğunu
rahatlıkla söyleyebiliriz. Öyleyse mazmun ve imge öncelikle bir çağrışım meselesidir.
Ancak söz konusu çağrışımın okur tarafından algılanabilmesi için okura bir takım
ipuçları (bağlı unsurlar) verilmesi veya çağrışımın tam anlamıyla gerçekleşmesini
sağlayacak malzemelerin ortaya konulması gerekir. İlhan Berk’in ifadesiyle “…Bunun
için her ozanın kendine özgü bir imge kullanışı, bir imge anahtarı vardır. Kilidini kendi
yaptığı, kendi açıp kapadığı bir anahtar…”
Hayal ve çağrışım hem imgenin hem de mazmunun ortak paydalarından biridir.
Mazmun ister basit isterse karmaşık olsun, imge gibi özde hayal ve çağrışım üzerine
kurulmuştur. Şiirde kullanılan imgenin ve bu imge aracılığıyla gerçekleştirilen
çağrışımın bir bakıma şair muhayyilesinin harekete geçmesi ile hayat bulacağı ayrı bir
gerçekliktir.
8
Günümüz şairlerinden biri olan ve kanaatimce şiirlerinde imgeyi oldukça
başarılı bir şekilde kullanan Nurullah Genç’in “Gelmedin” adlı şiirinde gayet özgün
imgelerin varlığına şahit oluruz.

Gelmedin


gelmedin son hayal de yanıp yanıp kül oldu
bu deruni kavgada kırılan gönül oldu
şimdi menziller elem, yürek duman, sine çâk
devleri mahkum eden hayatım şimdi helâk
gelmedin yıldırımlar düştü hülyâlarıma
nasıl kıydın be zalim masum rüyâlarıma
sana doğru her adım neden hep ölüm sunar
seni her andığımda renk solar, desen yanar
hangi rüzgâr sabırla böyle koşar ardından
hangi el nakış nakış gergef dokur ardından
susarsam anlatır mı seni göklere tarih
bensiz olur mu sabah güler mi kara talih
gelmedin koptu zincir parçalandı anılar
sardı bütün ruhumu tükenmeyen ağrılar
kalbimin pembe köşkü harab oldu gelmedin
bahçesinde açan gül turab oldu gelmedin
bil ki kıyamet kopsa bu ateş sönmeyecek
heyhat! Şair mehtaba bir daha dönmeyecek (Nurullah Genç)

Şiirde geçen “son hayalin yanıp kül olması”, derunî kavga”, kırık gönül”,
menzillerin elem yüreğin duman olması, devleri mahkum eden hayat, hülyalara yıldırım
düşmesi, masum rüyalara kıymak, kalbin pembe köşkünün harab olması” vs. şair
9
muhayyilesinin ortaya çıkardığı birbirinden özgün imgelerdir. Her bir imgenin okuyucu
zihninde bir takım duygu ve düşünceleri çağrıştırdığı apaçık ortadadır.
Benzer durumu aşağıda Attila İlhan’ın ünlü “Ayrılık Sevdaya Dahil” adlı
şiirinde görmek mümkündür ve bu şiirde de birbirinden farklı ve zengin çağrışımlarla
donatılmış imgeler bulunmaktadır.


Ayrılık Sevdaya Dahil
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Her yerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş (Attila İlhan)


Şiirde geçen “kaderin gizli bir yılan gibi içimde yuvalanması, yağmurlu genç
kadın, rüzgârın yıldızları uzak karanlıklara sürmesi, mor kıvılcım, dağınık yalnızlık”
gibi imgeler hem şiirin çağrışım gücünü hem de şiirin estetik değerini artırmaktadır. Söz
konusu imgelerin neyi/neleri çağrıştırdığı her ne kadar şairin zihninde bulunsa ve
okuyucu bu imgelerin neyi/neleri çağrıştırdığını tam olarak algılayamasa da yine de
onun muhayyilesini harekete geçirtecek, “acaba şair ne demek istiyor?”, sorusunun
cevabını arayacaktır.
10
Yukarıdaki şiirlerde açık bir şekilde görülen bir başka husus da şudur: Şiirlerde
geçen imgelerin hemen hepsi kendi gerçek/lafzî/hakikî anlamları dışında farklı bir
anlamı işaret etmektedirler. İşte imge ile mazmun arasındaki benzerlik tam da bu
noktada karşımıza çıkmaktadır. Yani hem imgeyi hem de mazmunu oluşturan kelime
veya kelimeler kendi gerçek anlamları dışında başka bir anlamı çağrıştırırlarken, onu
işaret ederlerken, mazmunda buna ilave olarak, ayrıca ima yoluyla bir başka
kavramı/unsuru/hayali anlatmanın söz konusu olduğunu belirtmek gerekir.
Yukarıda verilen örnekler ve söz konusu örneklerden yola çıkılarak yapılan
tespit ve değerlendirmeler ışığında mazmun ve imge için bir bakıma örtülü, dolaylı bir
anlatımdır, tanımı da ileri sürülebilir.
Divan şiirinin, özellikle XVII.yüzyıl sonrası dönemde Sebk-i Hindî’nin de
etkisiyle, daha yoğun bir örtülü/kapalı anlatıma yöneldiği görülür. Benzer durum 1950
sonrası Türk şiiri içinde II. Yenicilerde de görülmektedir. Onlar da tıpkı Sebk-i
Hindîciler gibi belki onlardan daha yoğun/abartılı bir şekilde örtülü/kapalı bir anlatıma
yönelmişlerdir. Divan şairi söylemini örtülü/kapalı hatta girift bir hale getirirken aşırı
muhayyileden ve muhayyilenin sonucunda ortaya çıkan mazmunlardan faydalanmışken,
1940 sonrası Türk şiirindeki kimi şairler, özellikle II. Yeniciler de yine muhayyilenin
sonucu olarak aşırı bir şekilde imgeye yönelmişlerdir. Kuşkusuz bu durum sonuçta
onların anlaşılamamasına neden olmuş ve çok büyük eleştirilerle karşı karşıya
kalmışlardır.
Divan şiirinin kuruluş dönemlerinde basit mazmunlar daha çok benzetme
niteliği taşımaktadır. Ancak zaman içinde şiirdeki incelmenin ve hayaldeki
genişlemenin neticesi olarak benzetme yerini istiareye, özellikle açık istiareye
bırakmıştır. Yani şair artık gül ile birlikte sevgilinin yanağını, servi ile boyunu, nergis
ile gözünü bir arada vermek yerine sadece gül, servi, nergis ve sümbül diyerek neyi
tedai etmek istediğini dolaylı bir şekilde dile getirmeye çalışmıştır. XV. ve XVI.
yüzyıldan itibaren Bâkî, Fuzulî ve Hayalî Bey gibi şairlerin elinde şiir daha bilinçli bir
11
yaklaşımla işlenmiş ve şiir dili sanatkârane bir hüviyet kazanmıştır. İşte bu noktada
karmaşık mazmunların da şiire girmeye başladığı görülür. Bu noktada şiirin anlamı
veya şairin neyi kastettiği çok da açık bir nitelikte değildir. Divan şiiri kültürüne ve
şairin edebî kişiliğine vakıf olmayanlar için şiirin anlamını yakalamak gerçekten zor bir
hale gelmiştir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, Divan şairlerinin mazmuna verdikleri değer veya
mazmun düşkünlüğü, divan şiirinin bir mazmun edebiyatı/mazmun-perdâzlık olarak
algılanmasına neden olmuştur. Evet gerçekte hemen bütün şairlerin temel amaçlarından
biri o güne dek söylenmemiş bir mazmunu ortaya koymaktı. Ancak bir iki başarısız
denemenin bütün bir divan şiirini böylesine bir ithamla karşı karşıya bırakması hiç de
doğru olmasa gerek. Çünkü şair mazmun peşinde koşarken sanat endişesini beraberinde
taşımıştır. Yani sırf mazmun bulma endişesiyle hareket edip, şiirin estetik yapısını
mazmuna heba etmemişlerdir. Konunun dikkat çeken bir yönü de 1930 sonra Türk
şiirine yön veren sanatçılardan Nazım Hikmet, I. ve II. Yenicilerin imge yaratmada,
özellikle II. Yeniciler, geldikleri nokta divan şairlerinden çok daha ileri, uç noktadadır.
Netice itibariyle yaklaşık beş-altı asır boyunca geleneksel sanat anlayışı içinde
“mazmun avlamaya” çalışan divan şairi, kültür, sanat ve edebiyatta meydana gelen
köklü değişmeler sonucunda, yerini “imge avına” çıkan özde aynı duygu, düşünce ve
hayâli paylaşan şairlere bırakmıştır. Gelinen bu noktada modern şiirin sanatçısına
söylediği sınır tanımaz özgürlük nedeniyle, nicelik itibariyle olduğu kadar nitelik
itibariyle de zengin bir imge dünyası ortaya çıkmıştır. Divan şairlerinin bir “hayal
oyunu” olarak yorumlayabileceğimiz mazmunu kullanırken ki özgürlüğü ve hayalin
özgünlüğü asla geleneksel yapının dışına çıkmazken modern şair, duyuların dahi
birbirinin yerine kullanılabileceği geniş ve özgür bir alanda “imge avına” çıkmaktadır.
Hoca Dehhanî ve Şeyyâd Hamza gibi şairlerle başlayan ve divan şiirinin ve
Sebk-i Hindî’nin en önemli temsilcisi olan Nâilî’ye kadar uzanan süreçte Türk şiir
dilinin ve buna bağlı olarak mazmun anlayışının nereden nereye geldiğini çok somut bir
12
şekilde göstermesi açısından aşağıya alınan beyitlerde dile getirilenlere bakmakta fayda
vardır sanırım.
Aşağıdaki örnek beyitler yukarıdaki sözlerden neyi kastettiğimizi daha açık bir
şekilde ortaya koyacaktır. Ömer b. Mezîd’in Mecmû‘atu’n-Nezâir adlı eserinden alınan
iki beyitteki unsurlar:


Boyun tûbî lebün Kevser ruhun cennet özün hûrî
Yüzün kıble saçun halka evün Ka‘be yüzün nûrı (Namûsî )


Yüzi güldür saçı sünbül boyu serv ü lebi şeker
Melek-sîret hasen-sîret kaşı fettân gözi câzu (Dehhânî)


Yukarıdaki beyitlerde de görüldüğü gibi ilk beyitte boy-tuba ağacı, leb/dudakkevser,
ruh/yanak-cennet, öz-hûri, yüz-kıble, saç halka, ev-Ka’be ve yüz-nûr ilişkisi çok
açık bir şekilde benzetmeler üzerine kurulmuştur. Hoca Dehhânî’ye ait ikinci beyitte
yüz-gül, saç-sünbül, boy-serv leb-şeker kelimeleri arasında da değişik açılardan
benzetme yapılmıştır. Her iki beyitte de sevgili söylenmemiş; ancak sevgiliye ait bazı
özellikler değişik unsurlara benzetilmiştir. Yukarıdaki iki beyitte geçen, tuba, Kevser,
kıble, halka, gül, sünbül serv ve şeker kelimeleri zaman içinde ilgili oldukları
kelimelerin mazmunu durumuna gelmişlerdir. Yani artık divan şairi boy-tuba ağacı, leb/
dudak-kevser, ruh/yanak-cennet, öz-hûri, yüz-kıble, saç halka, ev-Ka’be, yüz-gül, saçsünbül,
boy-serv leb-şeker benzerliklerinde benzetme öğelerinden sadece benzetilenin
kullanılması suretiyle ilgili sanat gerçekleştirilmiştir.


Girüp büt-hâneye kılsan tekellüm cân bulur şeksüz
Musavvirler ne sûret kim der ü dîvâre yazmışlar (Nâilî)


“Sevgilim sen kiliseye girip bir konuşsan, kuşkusuz ressamların duvarlara ve
kapılara yaptıkları resimler can bulur.”
13
Nâilî’den alınan beyitte geçen “büt-hâne, tekellüm, cân bulmak, sûret”
kelimeleri Hz. İsa mazmununu çağrıştırmaktadır. Yani Hz. İsa’nın cansız bedenleri
diriltmesi olayına telmih yapılarak söz konusu mazmun ortaya konulmuştur.
Kelimelerin birbirleriyle anlam açısından olan ilgileri, değişik edebî sanatların
mazmunu meydana getirmede üstlendikleri rol, şiirdeki incelmenin ve muhayyilenin ne
ölçüde inceldiğini göstermektedir.
Aynı şairin benzer bir mazmunu meydana getirirken farklı unsurlardan
faydalandığını görürüz:


Feyz-âşinâ-yı dâğ-ı dil olmak muhaldir
Reng-i şikest-i gül-i hod-rû-yı âfitâb (Nâilî)


“Güneşin kendi kendine yetişmiş yaban gülünün soluk rengi gönül yarasından
feyz alamaz, kızaramaz. Buna imkân yoktur.”
Şair, gül-i hod-rû ve âfitâb anahtar kelimeleri ile bize Hz. İsa mazmununu tedai
ettirmektedir. Söz konusu mazmunların dikkat çeken özelliği daha önce hiçbir şair
tarafından kullanılmamış olmasıdır. Yani bir bakıma “bikr-i mazmun” niteliğindedir.
Kuşkusuz buraya alınan iki örnek bütün bir divan şiirinin genel durumunu yansıtmaya
yetmez; ancak yine de Türk şiir dilindeki gelişmenin, incelmenin oldukça üst seviyelere
geldiğini göstermeye yetmektedir. Konuyla ilgilenenler divanları taradıkları zaman ve
“mazmun” ile ilgili yazılarda çok sayıda örnek görebilirler.
Dehhânî ve Namusî’den alınan beyitlerde “basit” Nâilî’den alınan beyitlerde
ise özellikle “karmaşık” mazmunların varlığına şahit oluruz. Karmaşık mazmunlar
şairin hayâl ve tedaî gücü ile aynı zamanda onun şairlik kabiliyetini de belirleyen
önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Divan şairi için geleneğin şekillendirdiği
divan şiiri dünyası içinde adını duyurmanın ve kalıcı olmanın temel koşullarından biri
14
hiç kuşkusuz, yeni, orijinal ve daha önce hiç söylenmemiş bikr-i mazmun/karmaşık
mazmunlar bularak bununla bikr-i mana yaratmaktır. Şair ancak bu sayede Bâkî, Fuzulî,
Nâilî, Nef‘î, Nedim veya Şeyh Gâlib olabilmekte ve şiiriyetini yüzyılların ötesine
taşıyabilmektedir.
Sözün bu noktasında bir tespit yapmak gerekir. Her ne kadar mazmunun
taşıdığı anlam veya görev, imge(imaj/hayal) ile gerçekleştirilmeye çalışılmış ise de özde
her ikisi de aynı amacı yerine getirmede kullanılan birer araç durumundadırlar. Yani
Divan şiirinde mazmuna yüklenen görev ve ondan beklenen ile Cumhuriyet sonrası
Türk şiirinde imgeye yüklenen anlam neredeyse benzer bir özellik taşırlar. Dahası
Divan şairi yüzyıllar boyunca ya aynı ya da orijinal mazmun peşinde koşarken,
Cumhuriyet sonrası dönemde şairler ya “imge avına “ çıkmışlar ya da “imge peşinde
koşmuşlardır. Neticede her ikisinin de yapmaya çalıştıkları aynıdır, denilebilir.
Bu arada bir gerçeğin önemle belirtilmesi gerekir.. Divan şairi mazmun peşinde
koşarken, okuyucuyu tamamen görmezden gelen bir yaklaşım içine girmemiştir. Yani
kendince bir mazmun bulup, bunu bir bilmece gibi okuyucuya sunup, okuyucudan bir
nevi fal yorumlama eylemini gerçekleştirmesini beklememiştir. Aksine okuyucuyu
mazmuna götürecek birtakım ipuçlarını göz önüne koymuştur. İskender Pala mazmun
ile ilgili bir yazısında yerinde bir benzetme ile şunları söylüyor: “Askerliğini yapmış
olanlar bileceklerdir. Zifiri karanlık gecelerde travers eğitimi yapılır. Buna göre geniş
bir arazinin bazı gizli yerlerine gündüzden birtakım işaretler bırakılıp ipuçları
serpiştirilir. Gece askerin eline bir fener ve pusula verilerek işaretlerden her birinin
mesafe ve yönleri ile hedefi bulması istenir. Eğer asker ilk işaretleri bulamamışsa ikinci
ve diğerleri için verilen yön ve mesafeyi tayin etmekte müşkilâtla karşılaşacaktır. Ama
eğer işaretleri doğru bulursa bir sonraki işaret daha kolay tespit edilebilecek ve hedefe
varmak zor olmayacaktır. Ancak arazinin engebeli yapısı veya tabiat şartları hedefe
giden yolda oyalayıcı unsurlar olarak kendini hissettirecektir. Şimdi bir beyitteki her bir
kelimeyi muhtemel birer işaret, mana veya ahengi arazi, mazmunu da hedef olarak
düşünelim. Şair tıpkı komutan gibi inisiyatifini (üslûp) kullanarak arazinin (mana)
15
çeşitli tabiat şartlarını(vezin,kafiye, âhenk vb.) en uygun bir sistemle (şiirin genel
çerçevesi ve kuralları ile edebî sanatlar) işaretlendirip askerlerin (okuyucu)
hedefe(mazmun) kısa sürede(az söz ile çok mana ifade ederek, muhtasar ve müfîd)
emniyetle varabilmesini(anlaşılırlık) ve bunu bir zevke dönüştürmesini sağlamak
zorundadır. Yani mazmun, belli deliller ve işaretler verilerek, çeşitli ipuçları
gösterilerek mana içindeki zarif ve sanatlı manaya ulaşmakla kendini gösterir ve bediî
zevk olur(Pala, 1993). Pala’nın çizmeye çalıştığı mazmun Akün’ün yaptığı tasnifteki
“karmaşık mazmun”a daha yakın bir özellik taşımaktadır.
Baştan beri mazmunla ilgili olarak söylenenlerin bir nevi özeti sayılabilecek bu
alıntı karşısında, günümüzde imgeyi bulmakta da benzer bir yola başvurmak mümkün
mü acaba? Rasim Özdenören, Ömer Farük Akün, Mine Mengi ve İskender Pala gibi
hocalarımızın görüşlerine paralel olarak “Yazı, İmge, Gerçeklik” adlı kitabında şöyle
diyor: “Hiç bir yazı anlaşılmasın diye yazılmaz. Okunsun, anlaşılsın diye yazılır. Bazı
yazıların anlaşılması zor olabilir. Bazı yazıların şifresini çözmek emek ve çaba
gerektirebilir. Ama yine de, son tahlilde, yazar, yazdığı yazının anlaşılmadan kalmasını
amaçlamaz. Yazının zor anlaşılır olması, yazarla okur arasında var bulunması gereken
parola ve işaret üzerinde tam bir mutabakatın sağlanamamış olmasıyla
ilişkilendirilebilir. Taraflar parola ve onun işareti üzerinde mutabık kalmışlarsa, anlaşma
zemini de sağlanmış olur. Eğer şifreler (parola ile onun işareti veya ortak kodlar veya
edebiyat diliyle konuşursak mazmunlar) üzerinde mutabakat yoksa bu durumda, yazı da
anlaşılmaz olarak kalmaya hükümlü bulunur.”
Yavuz Özdem de, “Benzetme, Eğretileme, İmge ve İşlev İlgisi” adlı yazısında
“Bütün bir Türk şiirinde, Halk, Divan, Tasavvuf, Tanzimat sonrası ortaya çıkan edebi
oluşumlar da dahil olmak üzere, imge her zaman var olmuştur. Ancak sanatçının içinde
yaşadığı çevre, zaman ve kültür dairesi söz konusu imgeyi farklı kelimelerle
adlandırmasına vesile olmuştur. Eski, özellikle Halk ve divan şiirimiz imgeden ziyade
imge aktarımında bir araç olarak benzetme ve eğretilemelere ağırlık vermiştir.
Günümüz şiiri ise, karmaşıklaşan toplumsal ilişkiler, insanın doğa karşısındaki bugünkü
16
konumu, yabancılaşma bağlamında, doğası gereği imgeyi öne çıkarmıştır (Özdem,
2005).” diyerek mazmun ile imge arasındaki işlev ilgisine vurgu yapar.
İşte mazmun ile imge arasındaki temel ayrım noktası da burada ortaya
çıkmaktadır. Yani Özdenören’in de işaret ettiği gibi, şair/yazar ile okur arasında şairin
çağrıştırdığı unsuru bulma konusunda bir mutabakat varsa, mazmunla, yoksa imge ile
karşı karşıya gelmiş sayabiliriz kendimizi. Bu arada her iki unsurun ortak noktasının
“çağrışım”a dayalı bir hayal zenginliği olduğunu da belirtmek yerinde olur sanırım.
Özdemir İnce’nin bu konudaki sözleri, mazmun ile imgenin ortak paydasının çağrışım
olduğuna dair yaklaşımımıza tercüman olması açısından dikkate değerdir: “Çağdaş
şiirin ayrılmaz, oluşturucu parçasıdır çağrışım ve çağrışımın bulunduğu yerde de ister
kurallı ister kuralsız üretilmiş olsun imge vardır (İnce,1995). İnce sözlerinin devamında
imgenin aynı zamanda bir sözcüğün anlamını genişlettiğini, derinleştirdiğini ve
çoğalttığını belirtir.
Yazının başından beri mazmun ile imge arasında belli noktalardaki
ortaklıklardan ve farklılıklardan bahsedildi. Tekrar etmek gerekirse modern mazmun
olarak değerlendirilebilecek imgenin, tıpkı mazmun gibi olmazsa olmazı ilk kez
söylenilmiş olması veya şairine özgü oluşudur. Divan şiirinde benzer mazmunların,
şairlerce farklı kelime, hayâl ve çağrışımlar aracılığıyla gerçekleştirildiği ve hiç de
garipsenmediği bilinir. Aynı durum imge için de geçerlidir.
Sonuç itibariyle gelinen bu noktada söylenecek sözleri şöyle sıralamak
mümkündür: a. İmge ve mazmun bir ya da birden fazla hayalin, unsurun veya kavramın
çağrıştırdığı yeni algılamalara ve/veya yeni çağrışımlara vesile olurlar. b.Özellikle şiir
dilini daha etkili ve yoğun bir anlatım aracı kılmanın en önemli figürleri olarak şiir
dilinde meydana getirdikleri değişme ve sapmalarla şiirde üstü kapalı olarak
anlatılmaya çalışılanı çağrıştırarak, bazen bilinen ve beklenen bazen de beklenmeyen
çağrışımların hayat bulmasına yardımcı olurlar. c. Son olarak imge, modern daha
doğrusu post-modern mazmun olarak değerlendirilebilecek birçok niteliğe sahiptir ve bu
17
bağlamda şiir dilinin en dikkat çekici ve “şaire özgülüğü en üst seviyede” olan yapı
taşlarından biridir.

KAYNAKÇA
AKÜN, Ö. F. (1994); “Divan Edebiyatı” mad. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm
Ansiklopedisi, C.9, İstanbul.
ALKAN, E. (2005); Şiir Sanatı, İnkılâp Kitabevi, İstanbul.
DEMİREL, Ş. (2002); “Mazmun Üzerine Bir Değerlendirme” Bilig, Türk Dünyası
Sosyal Bilimler Dergisi, S.21, Ankara.
GENÇ, N. “Gelmedin”,
http://www.siirdemeti.com/siirler/siir.asp?siirno=207.(2006,Haziran.10)
İLHAN, A.“Ayrılık Sevdaya Dahil”
http://www.siirdemeti.com/siirler/siir.asp?siirno=207. (2006, Haziran,12)
İNCE, Ö. (1995); “İmge ve Serüvenleri” Şiir ve Gerçeklik, Can Yayınları, İstanbul.
MİNE, M. (1991); “Mazmun Üzerine Düşünceler”, Dergâh Dergisi, S.19, İstanbul.
MUNGAN, M. (1982); “Bir Dil Gurbeti”, Milliyet sanat (Ayın Dosyası-Divan
Edebiyatı) İstanbul.
OKTAY, A. (1997, 20 Aralık); “Mazmunculuk” Milliyet,
Ömer b. Mezîd; (1983) Mecmû‘atu’n-Nezâir, Haz. Mustafa Canpolat, Ankara.
ÖZDEM, Y. (2005); “Benzetme, Eğretileme, İmge ve İşlev İlgisi”, Şiir ve Dil, Digraf
Yay..İstanbul.
ÖZDENÖREN, R. (2002); Yaz , İmge ve Gerçeklik, İz Yay. İstanbul.
PALA, İ. (1993); “Mazmunun Mazmunu” Dergâh Dergisi, S.35, İstanbul.
PARMAKSIZ, M. N.; “Şiirimizde İmge Meselesi”,
http://www.yazimhane.com/modules.php?name=News&file=article&sid=345.(2006,
Haziran,16)

KAYNAK: http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/sener_demirel_mazmun_imge.pdf

 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
Son Güncelleme ( Pazar, 19 Aralık 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >

DUYURULAR
SON ŞİİRLER
CAN BABAM
Şair: SITKI CİN
KAHVE RENGİ GÖZLERİN
Şair: SITKI CİN
YIKTIM TARUMAR ETTİ
Şair: SITKI CİN
İNSAFSIZ
Şair: SITKI CİN
YOK OLDUK
Şair: SITKI CİN
SON EKLENENLER
SON VİDEOLAR
BU BAYRAKİNMEYECEK
Ekleyen:Mahirbaspinar
Beğenilme:
Tıklama:3538
SEN OLSAN YETER M Baspinar
Ekleyen:Mahirbaspinar
Beğenilme:
Tıklama:3509
Kimler Çevrimiçi
Şuanda 1 konuk çevrimiçi
Ziyaretçi Sayımız
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün25
mod_vvisit_counterDün121
mod_vvisit_counterBu Hafta354
mod_vvisit_counterBu Ay2600
mod_vvisit_counterTümü257239
Crystal7 Webdesign Template. This template is released under the GNU/GPL license.
hqtexts.ru - rxonepill.com