ŞİİRMETRE
GÜNÜN ŞİİRİ
HAFTANIN ŞİİRİ
MAVİ YILDIZLI ŞİİR
ÜYE GİRİŞİ
ANA MENÜ
ANASAYFAŞİİRLERNETWORKVİDEOLARRADYOGRUPLAR
KİM VARDI
t_a_polat (tülay)
(2018-01-15 22:09:15)
SITKI CİN (sıtkı cin)
(2017-06-18 14:28:28)
Hanefi Söztutan (Hanefi Söztutan)
(2016-07-31 18:40:51)
Osman AVCI (Ömer Osman AVCI)
(2016-01-29 13:33:02)
Admin (Üçüncü Yeni)
(2014-12-25 09:57:16)
MAVİ WEB
YAYINLARIMIZ
WEB TASARIM
ACTAMEDYA
SPOREKSTRA
Html Module


ŞAİRLER DARBESİ VE ÜÇÜNCÜ YENİ / HASAN AKTAŞ PDF Yazdır e-Posta
Yazan Üçüncü Yeni   
Çarşamba, 29 Aralık 2010
Dr. HASAN AKTAŞ
Tek Parti, Birinci Yeni; Demokrat Parti ise İkinci Yeni hareketinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Adalet Partisi  ve/veya 68 Kuşağının da bir Üçüncü Yeni hareketinin ortaya çıkışına vesile olması gerekirdi. Heyhat! Ne gezer!..
Geçmiş dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de bir Üçüncü Yeni hareketinin çıkması umulur ve beklenirdi. Neden bu dönemde bir edebi hareket ortaya çıkmadı? Hangi geçerli mazeretlerden ötürü bir Üçüncü Yeni şiiri oluşmadı veya oluşturulamadı?  

Şairler darbesi ve Üçüncü Yeni/ Dr. Hasan Aktaş


Milli Edebiyat dönemi yadigârı Beş Hececiler, Cumhuriyet rejiminin Osmanlı’ya dönük nostaljisidir. Yedi Meşaleciler ise Cumhuriyet döneminin yerli malı lokalistleridir. Bu dönemde Tek Parti olduğu için bütün şairler tek taraflı demokrat ve pasif anti-darbecidirler. Çünkü gündemde darbe yoktur, sadece “devrimler” vardır ve henüz “karşı devrim” tehlikesi yoktur.
 
Tek Parti’de hedonist Birinci Yeni
Tek Parti döneminde edebiyatımıza Birinci Yeni denilen Garipçiler hâkimdir. Hedonist bir yaşam felsefesi ve zihniyetine sahip olan Orhan Veli ve şürekâsının “devrim” gibi ciddi konuları düşünecek zamanları yoktur. “Darbe” yemiş ve  “darbe” terbiyesi ile yetişmiş Garipçilerin ayrıca darbeye de ihtiyaçları yoktu. Bu dönemde rol alan toplumcu gerçekçilerle de organik bir bütünleşme sağlanamadı. Demokrat Parti döneminde ise İkinci Yeni vardır.
İkinci Yeni ise yerleşik edebiyat paradigmalarına ve kanunlarına karşı yapılan bir sivil darbedir. Resmî edebiyat tarihinden bir huruç hareketiyle zuhur eden İkinci Yeni, bir bakıma, sivil edebiyatın da öncüsü olmuştur. Ece Ayhan da zaten İkinci Yeni şiirini “sivil” olarak kabul etmiyor muydu!..
1960 darbesi ve sonrasında ise edebiyatımızda kayda değer bir devinim olmamıştır. Sosyal hayatta siyasal bir değişim ve dönüşüm olmasına rağmen edebiyatta hiçbir gelişme vuku bulmamıştır. Ama Behçet Kemal Çağlar, 27 Mayıs darbesinin kıdemli kurmay şairi olmuştur.
Şairlerden darbeci oluyor da, darbecilerden niçin şair çıkmıyor acaba? Cumhuriyet’in darbeleri vardır da darbelerin cumhuriyeti yok mudur, sanırsınız. Şiir Cumhuriyeti varsa, niçin bu “Şiir Cumhuriyeti”nin darbeleri olmasın!.. Çünkü rejimimiz ve şiirimiz darbesiz yapamaz. Bünyeye ters!..
Tek Parti ve Demokrat Parti dönemlerinde olduğu gibi toplumsal ve siyasal dönüşümlerin edebiyatı tetiklemesi gerekirdi. Tek Parti, Birinci Yeni; Demokrat Parti ise İkinci Yeni hareketinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Adalet Partisi  ve/veya 68 Kuşağının da bir Üçüncü Yeni hareketinin ortaya çıkışına vesile olması gerekirdi. Heyhat! Ne gezer!..
Geçmiş dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de bir Üçüncü Yeni hareketinin çıkması umulur ve beklenirdi. Neden bu dönemde bir edebi hareket ortaya çıkmadı? Hangi geçerli mazeretlerden ötürü bir Üçüncü Yeni şiiri oluşmadı veya oluşturulamadı? 
 
68 kuşağı edebiyatın neresinde?
Madem toplumsal dönüşüm vakitleri şiirin de dönüşüm su’larıdır, o halde şiirde niçin yeni bir devinimsel değişim ve dönüşüm olmamıştır? Üstelik büyük iddialarla ortalıkta dolaşan 68 Kuşağı, idealizmini niçin edebiyata katamamış ve sosyal hayata yansıtamamıştır?
Nedeni basit: Bir darbe uzantısı olarak ortaya çıkan 68 Kuşağı da darbe heveslisidir. Özellikle kendilerini okşayan ve kendi ideolojilerinin tiridine bandırılmış bir darbe olsaydı bayılırlardı.
Bu konuda özellikle Tanpınar ile Cemal Süreya’nın 60 darbesini öven sözlerinin gerekçeleri araştırılarak sivil edebiyat tarihine bir not veya şerh düşülmelidir. Darbe kültürüyle yetişenler, sadra şifa bir edebi mektep kurabilirler mi? Hayır, kursalar kursalar sadece sözde devrimci bir dernek kurabilirler.
Yani 60 darbesi, sadece sosyal ve demokratik hayata değil, şiire de darbe yapmıştır. 68 Kuşağı da ideolojisini statükonun dışına taşıyamamış, kendi ideolojisinin içindeki dar alanın kısa paslaşmalarıyla mutlu olmuştur.
68 Kuşağı, kendisini kendi ideolojisinin F Tipi koğuşuna hapsetmiş ve şiirin de özgürleşmesine engel olmuştur. Bu yüzden şiirimizde bir Üçüncü Yeni yoktur. 60 darbesine karşı çıkan bir şair de yoktur. Darbeyle ilgili mizah, tehzil ve ironi yapan şairlere de pek rastlanmadı.
Bu arada İnönü şiir sever miydi? Demirel, hayatında kaç tane şiir kitabı okudu acaba? Bu suallerin de yanıtları araştırılmalıdır. Siyasetçilerin de muhakkak şiir üzerine olumlu veya olumsuz katkıları ve kösteklemeleri olmuştur. Bir de özel bir merak olarak İnönü’nün kaç tane şairi öptüğünü, Demirel’in de kaç tane şairin elini sıktığını merak ediyorum.
Dördüncü Murat, bir sultan olarak en azından şair Nef`i`nin alnını öpmüş, elini sıkmış ve sonunda da kellesini vurdurmuştu da!... Yani bir devlet adamı zamanı geldiğinde şiir adına gerekli her şeyi yapar ve yapmalıdır da.
Öpülecek şairler öpülmeli, eli sıkılacak şairlerin eli sıkılmalı, asılacak şairler asılmalı, kesilecek şairler de behemehal kesilmelidir. Gerekirse kanunla veya hükümlü bir kararname ile bir edebi akım bile başlatılmalıdır. Anayasa Mahkemesi`nden dönerse, ona karışmam.

Hasan Aktaş / Özgün Duruş
KAYNAK: http://www.ozgundurus.com/Haber/Kultur---Sanat/26022010/Sairler-darbesi-ve-ucuncu-yeni.php

Dr. HASAN AKTAŞ'LA MÜLAKAT

Dr. Hasan Aktaş:“Modern Türk şiiri rotasını yitirmiştir” Nezir BİLİK Dr. Hasan Aktaş Edirne’de ikamet eden bir şair ve yazar. Bir süre akademisyen olarak da üniversitede bulunan Aktaş, şu anda başta kendi eserleri olmak üzere Edirne’deki şair ve ya 
Dr. Hasan Aktaş:“Modern Türk şiiri rotasını yitirmiştir”


Nezir BİLİK


Dr. Hasan Aktaş Edirne’de ikamet eden bir şair ve yazar. Bir süre akademisyen olarak da üniversitede bulunan Aktaş, şu anda başta kendi eserleri olmak üzere Edirne’deki şair ve yazarların kitaplarını kendi kurduğu Yort Savul Yayınevi arasında neşrediyor. Semenderiyye Mektebi adlı bir edebiyat okulu kuran ve aynı isimle bir dergi çıkaran Hasan Aktaş, 1960 yılında Çorum ili Dodurga ilçesinde dünyaya geldi. A.Ü. Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Klasik Türk edebiyatı ile Çağdaş Türk Edebiyatı üzerine karşılaştırmalı yüksek lisans ve doktora yaptı. Dr. Aktaş, hâlen gerek klasik gerekse modern Türk şiiri üzerine tahlil ve tematik çalışmalara devam etmektedir.
Çok geniş bir ilgi alanına sahip olduğu halde edebiyat dünyasına Edirne şehrinden seslenmeyi tercih eden Dr. Hasan Aktaş ile tarihin gölgesinde, “kışın bütün sıcaklığıyla” “Semenderiyye Mektebi”ni konuştuk. Röportaj için Semenderiyye Mektebi’nin yayına hazırlanmasında büyük emek harcayan Mustafa Yüceer kardeşimle Hasan Aktaş`ı evinde ziyaret ettik ve dilimiz döndüğü kadarıyla sorularımızı sorduk. İşte sorularımız ve cevaplar:
BİLİK: Hocam merhaba!
AKTAŞ: Merhabalar efendim.
BİLİK: Sevgili hocam, lütfen bağışlayın.Yıllardır beraberiz, yanınızdayız. Hem sizinle hem kitaplarınızla dost olduk. Değil sadece size hem o ölümsüz, bâkî dostlarınıza (kitaplarınıza) bile nazımız geçer. Yani sizden hiç ayrı kalmadık diyebilirim. Sizin sürekli yanınızda olmamız, sizi tanımamız-anlamamız açısından oldukça önemlidir. Lâkin Dr. Hasan Aktaş`la röportaj deyince beni bir heyecan sardı. Bu heyecanı nasıl yeneriz bilmem ama sorularımıza sizi tanımakla başlayalım. Bize kendinizden söz eder misiniz? Hasan Aktaş kimdir?
AKTAŞ: Eskiden beri kendimi şey diye tarif ederim: Eylemli şair, eylemsiz doktor. Fakat herkesten daha çok eylemli olduğumu anladım. Edebiyat ve sanat dünyasında çok kişiden daha eylemli olduğumu anladım. Artık o eylemsizlik sıfatını kaldırıyorum.
Benim için bir insanın şurada doğması burada ölmesi o kadar önemli değil, ne ürettiği önemli. Bildiğiniz gibi üniversite de, çok önceleri ders veriyordum. Daha sonraları bir şekilde görevimize son verildi. Altı yıldır sadece edebiyatla uğraşan biri. Bu altı yılda bir de bakmışım yirmi altı tane kitapla ortaya çıkmışım.
BİLİK: Maşallah hocam.
AKTAŞ: Yirmi altı kitap ama bunların her biri bir doktora çapında. Demek ki yirmi altı tane doktora. Bu arada yirmi altı tane kitap yazmak ta önemli değil, bunların hangi şartlarda yazıldığı önemli. Bunları, ev kiramı, elektrik ve su faturamı ödeyemezken yazmaya yayınlamaya başladım. Böyle güç şartlarda hazırlayıp yayınlamak kolay olmasa gerek. Her birisinin ayrı ayrı bir öyküsü var. Lâkin bunlar çok çok uzun. Hayat hikâyemin püf noktalarıdır bunlar. Üç tane arslan gibi evlat yetiştirdim. Üçü de şair ve yayınlanmış kitapları var. Bu arada hep şiirin içerisinde oldum ve iki tane de dergi tecrübesi yaşadım. Ayrıca başka şairlere pîşdarlık, şiire susamış birçok şairin sanat alemine kazandırılmasına gayret gösterdim. Biyografimiz; evimizde okumayan, yazmayan yok. Aile boyu. Hatta eşim de okuyor yazıyor.
BİLİK: “Semenderiyye Mektebi” ismi bize neyi anlatmalıdır? Ya da nedir Semenderiyye ?
AKTAŞ: “Semenderiyye Mektebi”inden önce Semender dergisi maceramız var. Bir sayılık Semender dergisi.
BİLİK: Bir sayı dediniz, neden bir sayı?
AKTAŞ: Doktora tezimizin birileri tarafından intihal edilmesi (eser hırsızlığı, kaynak gösterilmeden) sonucu `”Semender” dergisi çıktı ve o sayıyla da misyonunu tamamladı. Bu olaydan dolayı bu konu Türkiye’deki ulusal medyada yer alacaktı ama medyanın duyarsızlığından dolayı maalesef yer almadı. Semender Dergisi ise bu olayı duyurmak için çıkmıştı.
BİLİK: Hocam niçin Semender?
AKTAŞ: Zira biri Semender, diğeri de Semenderiyye Mektebi.
BİLİK: Nedir bu semender tutkusu? Bir de Semender Mumyaları isimli bir şiir kitabınız var.
AKTAŞ: Semender ateşte yaşayan mitolojik/ efsanevî bir hayvandır. Bizler bu dünyaya gelmekle ateşte yaşamayı göze alan insanlarız. Ateşte yaşamak bir sanattır. Ateşte yaşayanların biri de İbrahim peygamberdir. Biz İbrahimî bir hayat yaşadığımız için elbette semender. Yeryüzünde Nemrutlar arasında yaşadığımız için semender olmaktan başka çaremiz yoktu. İbrahim Peygamberin hayata karşı duruşu, asaleti ve kimliği vardı. Biz bu de ilkeleri benimseyen insanlarız. Nemrutların içinde doğmuşsak, İbrahimî olmaktan başka çaremiz var mıydı? Yoktu. Biz de bu bu çareyi bile bile kabullenmişiz. Burada mazmunlar bir bir ortaya çıkar. İbrahim’den başka Hallac-ı Mansur mazmunu da var. O da fikirlerinden dolayı berdar edildi, asıldı, yakıldı. Bu, işin görünen zahirî yönü perdesi. Arka planında gülşen (gül bahçesi ) ateş gülleri diyebiliriz.
BİLİK: Peki hocam niye Semenderiyye Mektebi?
AKTAŞ: Bu ismi veren Mustafa Yüceer`dir. Zaten kendisi de burdadır, isterseniz o cevap versin.
BİLİK: Evet Mustafa Bey buyurun mümkünse sizi dinleyelim.
YÜCEER: Edirne`de edebiyat ortamında yaralı ama uçma sevdalısı kuşların ateşe olan özlemi ile birbirlerine sarılarak çevreledikleri çınardır Semenderiyye Mektebi. Hasan Hocanın “Semender Mumyaları” şiiri acizane gönlümüzde şiir depremleri yarattığı için dergimizin ve toplandığımız Üç Şerefeli Camii Bahçesi’nin bize ait köşesinin ismini Semenderiyye Mektebi olarak adlandırmayı uygun gördüm. Ki bu isim her geçen gün anlamının gereğini yerine getirmekle gönlümüzdeki depremin faidesini ortaya çıkarmaktadır.
BİLİK: Çok teşekkür ederim gönül ve ufuk açıcı bu değerli bilgileriniz için.
YÜCEER: Biz de teşekkür ederiz.
BİLİK: Edirne`de edebiyat seyri hakkında bilgi verir misiniz? Özellikle sizin bu anlamda çalışmalarınızın üzerine söyleyeceklerinizi merak ediyorum. Hasan Aktaş ne üretmektedir?
AKTAŞ: Edirne`de mahallileşen ve avamileşen edebiyat vardır. Bu sözüm hem sanatsal hem de akademik anlamda geçerlidir. Biz bu avamiliği ve mahalliliği ortadan kaldırmak için Semenderiyye Mektebini kurduk, yakında derneği de olacaktır. Taşra bir yerde bulunmamıza rağmen metropol edebiyatı üretmekteyiz. Metropoldakilerin yüreği varsa taşra edebiyatı üretsinler.
BİLİK: Yort Savul Yayınları’nın editörlüğünü yürütüyorsunuz. Türk şiirinin en ince ayrıntısına kadar irdelediğinizi düşünürsek Türk şiirinin kapsamlı bir antolojisini çıkarmayı düşünüyor musunuz?
AKTAŞ: Türk şiiri ile ilgili bir antoloji yayınlamayı düşünmüyorum ama benim çalışmalarım tematik bağlamda olduğu için hemen her şairi kapsayacak genişliktedir. Bu açıdan bakıldığında benim çalışmalarımın tematik bir antoloji görüntüsü olduğu kadar modern tezkirecilik yani İbnu`l-Emin Mahmut Kemal İnal`ın misyonunu devam ettiren tek kişi benim. Antoloji düşünmüyorum fakat bu çalışmalarımın bir ansiklopedi olacağını umuyorum. Ansiklopedi çalışmalarıma da yıllar önce başlamıştım.
BİLİK: Semenderiyye Mektebi “Küllük” “Marmara” gibi edebiyat ortamlarının Edirne ayağıdır diyebilir miyiz? Derginizin diğer dergilerden farklılığı nedir? Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?
AKTAŞ: Diyebiliriz fakat Semenderiyye Mektebi’nin ideolojiler üstü olması bizim sohbetlerimize her kesimden insanların katılmasından anlaşılabilir. Her türlü fikre zikre mensup insanlar gelebilir, istediğini söyleyebilir, feyiz dağıtabilir feyiz alabilir. Bizim mektebimiz, domates ekmek ikram edilen, Trakya bölgesinden ve Türkiye`nin değişik yerlerinden gelen insanlara unutulmaz hâtıralar bırakan gönül kapısıdır.
YÜCEER: Hocam bazen çiğ köftenizin acısı şiirimizi tatlandırmaktadır ki mektepte bu tür ikramlarınızın olduğunu biliyoruz.
BİLİK: Hocam bu arada Tosya pirinci pilâvınız da anılmaya değer. Bu seneki içli köfteleriniz de bizden derken kaç kitap oldu yayınlarınız?
AKTAŞ: Yirmi altıyı geçer kitap ve pek çok makale.
BİLİK: Hocam çok kısa süre içinde yirmi altıyı geçen kitap, pek çok makale yayınladınız, yayınlıyorsunuz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKTAŞ: Bunların beş-altı yıl gibi kısa bir süre geçmiş görünüyor ama her bir kitabın kırk yıllık mazisi var. İlla ki kırk yılın birikimi altı yıla sığdırılmış görünüyor. Bunu şöyle de açıklayabiliriz; 40+6 yıllık bir birikimle vücuda gelmiştir.
BİLİK: Semenderiyye Mektebinin içeriği ve diğer dergilerden farkı?
AKTAŞ: Semenderiyye Mektebi’nde öncelikle çeteleşme yoktur, sansür yoktur; ekleme, yapıştırma, çıkarma yoktur. Herkesin çıkardığı orijinal haliyle yayınlanır. Dergi bizim namusumuzdur. Dergide hiç kimseye ambargo konulmaz. Kendini en aykırı kabul eden bile ürün gönderebilir. Bazı dergilerde çeteleşme var. Çeteye mensupsanız ancak ürününüz yayınlanır, değilseniz ağzınızla kuş tutsanız bile yayınlamazlar. Bugünlerde buna ekol diyorlar. Semenderiyye Mektebi yapısıyla, içeriğiyle bambaşka bir dergidir. Nitelikli olan her ürüne yer verilir.
BİLİK: Gerek Semenderiyye Mektebi gerek Yort Savul Yayınları olarak projelerinizi sıralayabilir misiniz?
AKTAŞ: Öncelikli projelerimiz Yort Savul Akademisi; peşinden akademik anlamda Türkiye`de önemli bir görev üstlenecek. Bu bizim Kızıl Elma’mızdır. Sonra da yine Yort Savul Akademisi bünyesinde yer alacak olan Semenderiyye Mektebi Şairler ve Yazarlar Derneği. Yort Savul Akademisi ve Semenderiyye Mektebi fizibilite ve proje çalışmaları Edirne Üç Şerefeli Camii Bahçesinde/Çadırında devam etmektedir.
BİLİK: Tematik şiir eleştirisini Türk edebiyatına getiren sizsiniz ve eleştirileri çoğulcu okumalar ve teorik çözülmeler bağlamında ele alıyorsunuz. Niçin şiir eleştirisi?
AKTAŞ: İşin gerçeği başlangıçta Türk edebiyatına tematik eleştiri getirme düşüncesinde değildim. Böyle hedefim de yoktu. Bunun farkına varan Keşan`da görev yapmakta olan hekim şair Tuğrul ASİ Balkar`dır. Fakat böyle hedefim olmamasına rağmen şiir alanının eleştirisini bilinçli olarak seçtiğimi söyleyebilirim. Her gittiğim yerde o kadar çok kendini şair olarak nitelendiren kişilerle karşılaşıyordum ki bana takdim edilenlerin büyük çoğunluğunun şiirle bir alakası yoktu. Öncelikle bu tarz densizlikler beni şiir eleştirisine itmiştir. Ayrıca roman ve hikâye gibi alanlarda az da olsa eleştirmenler vardı. Fakat şiirde eleştirmenin adı var kendi yoktu. İşte bu gibi sebeplerden dolayı şiir eleştirmenliğine soyunduk.
BİLİK: Peki hocam hiç mi şiir eleştirmenliği yok. Gazetelerde, dergilerde, kitap eklerinde hatta bazı internet sitelerinde şurada burada şiir üzerine bir sürü yazılar görüyoruz. Bunu nereye koyuyorsunuz?
AKTAŞ: Yok. Şiir adına söylenenler şiir eleştirisiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Şiir üzerine söylenenler ahbap-çavuş ilişkisine dayanmaktadır. Herkes bu camia ve çete içerisinde birbirlerini iyi tanımakta. Benim koyunum senin keçin hesabı birbirine medhiye düzmektedirler. Şimdiye kadar kimsenin üretilen metinler içerisine girerek şiir hakkında bir yorum ve eleştiri yaptığını hiçbir yerde görmedim. Bunlar sadece birbirlerini övmektedir. Bana şu eleştirmen şiiri şu yöntemle şu yorumla şu usulle eleştirmektedir deyin.
BİLİK: Sevgili hocam Türk şiirine baktığımızda Türk şiiri hangi noktadadır?
AKTAŞ: Modern Türk şiiri rotasını yitirmiş bir şiirdir. Klasik Divan şiiriyle bağlantısını koparmış; Batılı şiirini de gereği gibi anlayamamış iki derede bir arada kalmıştır. Halbuki güzel şiirler de üretiliyor. Fakat ben genç şairlerin ün yapmış şairlerden daha güzel şiirler bile yazdıklarını görüyorum. Türk şiiri anlayacağınız köklerini ve göklerini kaybetmiştir. Türk şiiri dünya çapında isim yapmak istiyorsa sahih ve sahici şiire yönelmek zorundadır. Ancak bu şekilde kendini var edecektir ve dünyaya duyuracaktır.
BİLİK: Hocam şu anda bakıyorum da; sağımda, solumda, arkamda, önümde ve yanımdaki onca eserlerinizle birlikte dört bir yanımız kitap. Kütüphaneniz birbirinden nitelikli yirmi binin üzerinde kitap ihtiva etmektedir. Hayatınızın her anı kitapla geçiyor. Bize bu konuda düşünce ve duygularınız aktarabilir misiniz?
AKTAŞ:Ne bulduysak kitaplarda bulduk ne çektiysek kitaplardan çektik. Kitap benim hayatım.
BİLİK: Benim hayatım kitap diyorsunuz...
AKTAŞ: Evet benim hayatım kitap. Her kitap kendi başına bir âlem. Her biri ayrı bir âlem olan o kitaplarla alemi farklı bir perspektiften görüyorum. Alemi herhalde insana bakma olayı da budur. Farklı bakmak, yorumlamak. Kitap okuyorsanız özgürsünüz, okumuyorsanız özgür değilsiniz. Okumuyorsa bir insan kafasında binlerce put vardır. Şimdi öncelikle kainatı anlayacaksın. Kitap okumaktan maksat, kendini bilmek. Ben kimim, neyin nesiyim, nereye gidiyorum şeklinde kendini sorgulamasıdır. Bu soru ve sorgulamaların cevabı da ancak okuyarak bulunur.
BİLİK: Hocam Yûnus Emre şiirinde öyle diyor: “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir.”
AKTAŞ: Yani tabiri caizse şuursuzca bir kapıdan girip öbüründen çıkma olayı değildir. Bu dünya hayatında bir insan için iş bu kadar basit midir. İnsanı yapan okumaktır. Kur`an ilk olarak: Oku! Mesnevi ise ilk olarak: Bişnev (İşit) diyor. Bu iki kelime çok önemlidir. Bakmak önemli değil,görmek önemli. Hatta okumak da önemli değil ne okuyacağınız önemli. Onun için son derece seçici olmak lâzımdır.
BİLİK: Çünkü hocam, ömrümüz aziz ve çok sınırlı.
AKTAŞ:Tabi bu güzel ömrümüzü en değerli bir şekilde kendini ve hayatı anlayarak geçirmeli. Yoksa çok çok yazık olur.
BİLİK:Bir kitabınızda şair kelimeleri keyfince tasarruf edemez diyorsunuz.
AKTAŞ: Nasihatle şiir olmaz, yan yana gelemez. Emir komuta zinciri içerisinde şiir yazılmaz. Fakat şu da önemlidir: Mevlevîlikte patates olayı var hani. Mevlevîliğe ilk olarak girmek isteyen kimseye dergahın mutfağında hemen kırk gün patates vb. soyma görevi verirler. Eğer bu işi hakkıyla becerebilirse daha sonra onu dergaha kabul ederler. Şair olmak istiyorsa birisi, öncelikle usta bir şairin mutfağında patates soymayı öğrenmelidir.
BİLİK: Hocam bize kitaplarınızdan birinin öyküsünü anlatırsanız çok uygun olur kanaatindeyim. Hangisinin öyküsünü anlatmak istersiniz?
AKTAŞ: Yeni Türk Şiirinde Mevlânâ kendi yayımladığımız ilk kitap olduğu için benim farklı bir önem arz ediyor. Şeytanı mustafî duruma düşüren müminlerin organize olarak beni üniversiteden uzaklaştırmalarının akabinde ve detayında ailece çok zor mu zor günler geçirdik. O günlerde kiramızı ödeyemedik, yakıt paramızı ödeyemedik. Elektriklerimiz kesildi. Bazı arkadaşlara salma salarak Mevlânâ kitabını çıkartmaya karar verdik. O kitabı yayınlarken hiç paramız yoktu. Eşe dosta söyleyerek zor şartlar altında nihayet basılabildi. Gece saat birde eve gelebildik. Kitapları eve indirdik. Ertesi gün poşetleri Mevlânâ kitaplarıyla doldurarak genelde tanıdık arkadaşların dostların oturduğu kahveye ve diğer uygun yerlere götürdüm. Kitapları gelen giden dostlara imzaladık, onlar da bir şeyler ikram ettiler. Ben de o parayla elektrik ve sular idaresine giderek borcumuzu ödedim. Bu şekilde parayı ödeyerek icralık olmaktan kurtulduk. Bu kitapla ilgili olarak dostumuz Dr. Mustafa Yılmaz`ın deyimiyle; “Bu kitap ( Y.T.Ş. Mevlânâ) Edirne`de yazıldı, Gebze`de kapağı yapıldı, İstanbul`da da basıldı.”
BİLİK: Çağdaş Türk Şiirinde Ahmet Yesevî ve Çağdaş Türk Şiirinde İnsan gibi yeni yayınlanan kitaplarınız hakkında neler söylemek istersiniz?
AKTAŞ: Okumanın hükmünü yitirdiği çağımızda kitap yazmak, yayınlamak ne kadar doğru sorusunun cevabını bu yazıyı ve sohbetleri okuyanlara bırakıyorum.
BİLİK: Hocam son olarak size sorulmasını istediğiniz soru veya sorular var mı?
AKTAŞ: Valla başka ne olabilir? Öncelikle sanatalemi internet sitesini böyle bir çalışmadan dolayı tebrik ediyorum. Bizler Edirne’de Semenderiyye Mektebi’nin çatısı altında toplanarak edebiyatı yeniden keşfe çıktık. Sizleri bu mektebin faaliyetlerini yakından izlemeye davet ediyor, emeği geçenleri kutluyorum.
BİLİK: Sevgili hocam bizimle, insanı kendine getiren bir röportaj yaptığınız için çok teşekkür ederiz.
AKTAŞ:Efendim ben de teşekkür ederim.

HASAN AKTAŞ`IN ÖZGEÇMİŞİ
3 Mart 1960 tarihinde Çorum iline bağlı Dodurga ilçesinin Dikenli köyünde dünyaya geldi. İlköğrenimini Dodurga İlkokulu ile Dodurga Ortaokulu’nda tamamladı. Orta (lise) öğrenimini Ankara Halide Edip Adıvar Lisesi’nde tamamladı. 1985–1986 öğretim yılında Ankara Üniversitesi`ne bağlı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi`nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü`nden XVII. yüzyıl şair ve araştırmacılarından Bursalı İsmail Beliğ Efendi`nin Güldeste-i Riyâzî-i İrfan adlı eserinin bir bölümünü lisans tezi [transkripsiyon] olarak hazırlayarak mezun oldu.
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi`nden mezun olduktan sonra bir süre Selçuk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü`nde okudu. Sosyoloji eğitimine devam ederken bir taraftan da Konya`da yayınlanmakta olan Sözcü gazetesinin kültür ve edebiyat sayfalarının editörlüğünü yürüttü.
İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü, Türk Edebiyatı Anabilim Dalı`nda Eski Türk Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatı alanlarını kapsayan Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Divan Şiiri Etkileri adlı tezini sunarak karşılaştırmalı edebiyat sahasında Yüksek Lisans/Master öğrenimini 1991 yılında tamamladı. Yine İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü, Türk Edebiyatı Anabilim Dalı`nda Eski Türk Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatı alanlarını kapsayan Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Divan Şiiri Motif Mazmunlarından Yararlanma adlı tezini sunarak karşılaştırmalı edebiyat sahasında Doktora öğrenimini 1997 yılında tamamladı.
1990–1992 yılları arasında Kırkambar [Kültür-Sanat ve Edebiyat Dergisi] ile birlikte Kırkambar Yayınevi`nin sahipliğini ve editörlüğünü yaptı. 1988–1997 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı`na bağlı çeşitli Ortaöğretim kurumlarında Türkçe-Edebiyat öğretmenliğinin yanı sıra idarecilik (müdürlük) görevlerinde bulundu. 1992–1997 yılları arasında Albatros Kitabevi ile Pasifik Yayınevi`nin editörlüğünü ve yayın danışmanlığını yürüttü. 2003 yılında Edirne’de tek sayı yayınlanan Semender dergisinin Yazı işleri Müdürlüğünü üstlendi.
Şu ana kadar Eski Türk Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatı alanlarını içeren karşılaştırmalı edebiyat ile dilbilim sahalarında yayınlanmış yirmi bir kitap, elliye yakın makale, araştırma ve incelemeleri bulunmaktadır. Yayınlanmak üzere hazır bulunan yirminin üzerinde araştırma ve incelemelerimin yanı sıra on beşe yakın kitabı da baskıya hazır olup yayın hazırlıkları devam etmektedir. Ayrıca şiir, öykü, roman ve senaryo çalışmaları bulunmaktadır. Süreli yayınlardan Köprü, Sur, Kırkambar, Yeni Dergi, Yedi iklim, Aryaevi, Ozan Ağacı, Hece, Şahdamar, Littera, Folklor/Edebiyat, Turnalar, Gezgin, Semender, Bilim-Sanat, Edebiyat ve Eleştiri ile Kubbe-i Hadrâ gibi ulusal dergilerde araştırma, inceleme ve makaleleri yayınlanmıştır. İyi derecede Farsça, orta derecede Arapça ve Fransızca, bilmektedir.
15. 05. 1998–15. 05. 2001 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü`nde yardımcı doçent olarak görev yaptı. Şu anda Edirne`de, tarafından kurulmuş olan Yort Savul Yayınları ve Semenderiyye Mektebi’nin editörlüğünü ve yayın danışmanlığını yürütmekte olan Hasan Aktaş, evli ve üç çocuk babasıdır.


DR. HASAN AKTAŞ`IN ESER VE MAKALELERİ:
YAYINLANAN KİTAPLAR:
1. Yeni ve Çağdaş Alman Şiiri Antolojisi, Pasifik Yayınları, Samsun, 1993
2. İsmet Özel`in Amentüsü / Metindilbilimsel Bir Çözümleme, Birey Yayıncılık, İstanbul, 2000
3. Çağdaş Türk Şiirinde Din ve Tasavvuf, Çizgi Kitapevi, Konya, 2001
4. Çağdaş Türk Şiirinde Tarihî Şahsiyetler ve Eserler, Çizgi Kitabevi, Konya, 2002
5. Modern Türk Şiirinde Edebî Sanatlar, Söylem Yayınları, İstanbul, 200; Çizgi Kitabevi, 2002
6. Yeni Türk Şiirinde Mevlânâ Okulu ve Misyonu, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2002
7. Yeni Türk Şiirinde Yûnus Emre Okulu ve Misyonu, Yort Savul Yayınları, 2002
8. Yeni Türk Şiirinde Hallac-ı Mansûr Okulu ve Misyonu,Yort Savul Yayınları, Edirne, 2002
9. Yeni Türk Şiirinde Kuşlar, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2003
10. Çağdaş Türk Şiirinde Coğrafya, YOrt Savul Yayınları, Edirne, 2003
11. Yeni Türk Şiirinde Şeyh Bedreddin Arkeolojisi ve Doktrini,Yort Savul Yayınları, Edirne, 2003
12. Çocuklar Yunusu Denize Bağışladılar, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2003
13. Klasik Türk Şiirinde Edebî Sanatlar, Yort Savul Savul Yayınları, Edirne, 2004
14. Yeni Türk Şiiirinde Seyyid Nesimî Okulu ve Misyonu,Yort Savul Yayınları, Edirne, 2004
15. Aşeke,Yort Savul Yayınları, Edirne, 2004
16. Modern Şairlerin Perspektifinden Osmanlı Padişahları,Yort Savul Yayınları, Edirne, 2005
17. Semender Mumyaları, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2005
18. Yeni Türk Şiirinde Hacı Bektaş-ı Velî Okulu ve Misyonu, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2005
19. Çağdaş Türk Şiirinde Kuşlar, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2005
20. Çağdaş Türk Şiirinde Peygamberler, Yort Savul Yayınları, 2006
21. Çağdaş Türk Şiirinde Tip ve Karakterler, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2006
22. Çağdaş Türk Şiirinde Sosyal Hayat, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2006
23. Çağdaş Türk Şiirinde İnsan, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2007
24. Yeni Türk Şiirinde Ahmet Yesevî, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2007

YAYINLANAN ARAŞTIRMA, İNCELEME VE MAKALELER:

1. Batı Kültüründen Doğu İrfanına: Charles Baudelaire, Kırkambar Kültür-Sanat ve Edebiyat Dergisi, s. 3, Mart-Nisan 1991
2. Batı Kültüründe Bir Katedral: Thomas Stearns Eliot, Kırkambar Kültür-Sanat ve Edebiyat Dergisi, s. 4, 1991
3. Batı Kültüründen Doğu İrfanına: Rainer Maria Rilke, Şahdamar Dergisi, S. 9, Nisan-Mayıs 2000
4. Dünya Nimetleri ve Başkaldırı Bilgeliği, Yeni Dergi, S. 4, Ağustos-Eylül 1994.
5. Batı Kültüründe Bir Katedral: Alexis Carrel, Şahdamar Dergisi,S.4 Haziran-Temmuz, 1999
6. Dar Kapı ve Çağrışımları, Şahdamar Dergisi, S. 5, Ağustos-Eylül 1999
7. Suç ve Ceza ya da Raskolnikov Farkı, Gençliğin Sesi, S. 2, Ankara, 1990
8. Batıda Çağdaş Bir Derviş: Johann Wolfgang Von Goethe(Sur Dergisi)
9. Vedalar`ın Alacakaranlığında Bir Bilge Şair: Rabindranath Tagore, Araevi Dergisi, S. 5, İstanbul, 2000
10. Yabancı ve Entellektüel Delilik, Gezgin [Edebiyat-Kültür-Sanat Dergisi], S.3, Gebze, 2002
11. Edebiyat ve Sosyoloji, Kırkambar Kültür-Sanat ve Edebiyat Dergisi, S.1, Ekim-Kasım-Aralık, Malatya, 1990
12. Pozitivizmin ve Fütürizmin Şiirin Geleceğine Dair Kehanetleri,Folklor/ Edebiyat (Hakemli Dergi), S. 34, 2003/2, Ankara, 2003
13. Sezai Karakoç`un Şiirinde Hızır ve İlyas Motifi,Yedi İklim Dergisi, Sezai Karakoç Özel Sayısı, Sayı: 126, Eylül 2000
14. Çağdaş Türk Şiirinde Kutsal Kitaplar, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Dergisi( Hakemli Dergi) Sayı: 2, 2001; Çağdaş Türk Şiirinde Kutsal Kitaplar, Yedi İklim Dergisi, Sayı: 144
15. a)Meclis-i Meydan Cam-ı Cem üzerine Çağdaş Şiirden Yansımalar, Ozan Ağacı Dergisi,S.26 Temmuz-Ağustos 2001; b)Çağdaş Türk Şiirinde Cem ve İskender Söylenceleri, Yedi İklim, s. Haziran-Temmuz-Ağustos 147-149, İstanbul, 2002
16. Çağdaş Türk Şiirinde Sûz-i Dilârâ ve Üçüncü Selim, Yedi İklim, s.146, Mayıs 2002
17. Boşlukta Çürütülemeyen Kelâm, Şahdamar Dergisi, s. 5, Ağustos-Eylül 1999
18. Nazirecilik Geleneği ve Çağdaş Şiirimizin Ufukları, Hece Dergisi, Şiir Özel Sayısı, s. 53-54-55, Mayıs 2001
19. Eslafta ve Halefte Dekadanlık, Musahabe-i Edebiyye/Eslafta Dekadanlık ve Şeyh Galib, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Littera Dergisi, (Hakemli Dergi), Cilt:11, Ankara, 2002
20. Ercihli Emrah`ta Divan Şiiri Hususiyetleri, Folklor/Edebiyat (Hakemli Dergi), S. 31, Ankara, 2002
21. Fuzulî`nin Su Kasidesi`ne Metindilbilim Açısından Bir Yaklaşım Denemesi, Yeni Dergi, S.9
22. Ahmet Haşim`in “O Belde” Şiirine Metindilbilimsel Açısından Bir Yaklaşım Denemesi, Yedi İklim Dergisi, Sayı: 132- 133, Mart-Nisan 2001
23.Şahitsiz Vakitlerin Romantik ve Mistik Şairi Ebubekir Eroğlu, Yedi İklim, Ebubekir Eroğlu Özel Sayısı, S.141, İstanbul, 2002
24. Sadık Yalsızuçanlar`ın “Elif Gibi Yapayalnızım” Öyküsüne Bakışaçısı Teknikleri Bakımından Bir Çözümleme Denemesi, Yeni Dergi, S. 3, Haziran-Temmuz 1994
25. Ali Göçer`in Şiiri Üzerine Aykırı Yapıbozum/ Yapıdüzüm Okumaları, Yedi İklim, Ali Göçer Özel Sayısı, S. Haziran-Temmuz-Ağustos 147-149, İstanbul, 2002
26. Efsaneleşen Tarih ve Roman Gerçekliği Açısından Kerbela, Folklor/Edebiyat (Hakemli Dergi) S. 32, 2002/4, Ankara, 2002
27. Trakya`lı Modern Bir Derviş Enis İlgar/ ve Şiirinin İzdüşümleri, Ozan Ağacı Dergisi, S.34, Edirne, 2003
28. Brokrasinin Hoşgörü Ocağında Kerem Gibi Yanan Şair Celâl Kalezâde ve Şiirinin Tüttüğü Baca, Ozab Ağacı Dergisi, S. 36, Edirne, 2003
29. Anadolu Bozkırında Bir Delifişek Âşık Borânî, Âşık Boranî, İnsana Yolculuk, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2004
30. Rumeli Şuarâsından Arif ve Zarif Bir Şair Erol Yılmaz, Söyleyin Güneşe Doğmasın, Yort Savul Yayınları, Edirne, 2004
31. Kâşifü`ül-Keşşâf El-Kâşif`in Keşif ve Kerametleri, Semender Dergisi, S.1, Edirne, Mayıs-Haziran 2003
32. Destursuz Bağa Giren Kâzibü`l Kezzab Şecaat Arzederken Sirkatin Söyler, Yâsemender Dergisi, S. 2, Edirne, Eylül-Ekim, 2003

YAYINA HAZIR OLAN KİTAPLAR:

1. Yeni Türk Şiirinde Osmanlı Şairleri
2. Roman Türleri ve Tipleri
3. Edebiyat ve Sosyoloji
4. Roman Sanatı ve Kuramları
5. Sanat ve Şiirin Geleceği
6. Türk Şiirinde Çiçekler
7. Türk Tiyatro Tarihi
8. Klasik ve Modern Türk Şiirinde Hurufîlik
9. Hüseyin Cahit Yalçın`ın Estetik`le İlgili Makaleleri
10. Türk Edebiyatında İşçi Hikayeleri [Tahliller]
11. Çağdaş Türk Şiirinde Tarihî ve Mitolojik Karakterler
12. A. Kadir`in Bir Kayısı Ağacı Şiirinin Ontolojik Çözümlemesi
13. Klasik ve Modern Türk Şiirinde Mahlas Geleneği
14. Türk Şiirinde Melamîlik ve Ekonomi-Politiği
15. Eski ve Yeni Türk Şiirinde Kerbelâ
16. Eski ve Yeni Türk Şiirinde Kafdağı

YAYINA HAZIR OLAN ARAŞTIRMALAR, İNCELEMELER VE DİĞER MAKALELER

1. Edebiyat ve Tarih
2. Pozitivizmin Kanatları Altında Edebiyat ve Bilim
3. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Edebi Nesiller
4. Tanzimat Gazeteleri ve Türk Sosyal Hayatındaki Toplumsal Değişmeler
5. Dünyayı Bir Odaya Sığdıran Çok Çiğ Şairi Behçet Necatigil`in Şiirinde Divan Şiiri`nden Seranatlar
6. Musikinin Fena Halde Arkaik ve Çağdaş Şairi Attila İlhan`da Klasik Şiirden İzdüşümler
7. Hüzün Şairi Hilmi Yavuz`un Şiirinde Klasik Şiir Hususiyetleri
8. Klasik Şiirin Çağdaş Öncüsü Sezai Karakoç`ta Divcan Şiiri Estetik ve Duyarlılığı
9. Çağdaş Şiirimizin Yeniden Yapılandırılması ve Mahlas Geleneğinin Yeni Boyutları
10. Cumhuriyet Döneminde Divan ve Divançe Yazma Geleneği
11. Tanzimat`tan Bugüne Eski-Yeni Tartışmalarıı Etrafındaki Polemikler
12. Tevfik Fikret ve Yeni İnsan Tipi
13. Şiirin Efsanevî Kuşu Kaknüs
14. Edebiyat Perspektifinden Hümanizm
15. Edebiyat Perspektifinden Rönesans
16. Turgenyev`in Babalar ve Oğullar Romanında Nihilizmin Ayak Sesleri
17. Estetik ve Ana Sorunları
18. Güzel ve Sanat
19. Sanat ve İnsan
20. Öğrencileri Hayata ve Yükseköğretime Hazırlamada Ortaöğretimin Rolü
21. Han Duvarları/ Faruk Nafiz Çamlıbel(Şiir-Senaryo uyarlama ve Yapım Çalışması)
22. O Belde/ Ahmet Haşim (Şiir-Senaryo Yapım Çalışması)
23. Türk Hikaye Romanında Gelenekçi Yoksul İşçi Tipleri
24. Türk Romanında Tiplerin Ekonomik Profilleri
31. Hikmet-i Bedâyî`e Dâir/ Gaye-i Hayâlî= Sanatın Ahlak Ahlak ile Münasebeti,Hüseyin Cahit,Servet-i Fünûn,S.385-386
32. Hikmet-i Bedâyî`e Dâir / Deha,Hüseyin Cahit, Servet-i Fünûn, S.387,388
33. Hikmet-i Bedâyî`e Dâir/ Şiir,Hüseyin Cahit,Servet-şi Fünûn S.389
34. Hikmet-i Bedâyî`e Dâir / Sanat ve Şirin İstikbali, Hüseyin Cahit,Servet-i Fünûn,S.394,395
35. Musahebe-i Edebiyye/Zevk-i Edebînin Esbab ü Süver-i Tahavvülâtı, Hüseyin Cahit,Servet-i Fünûn,S.517
36. Mudahebe-i Edebiyye/ Edebiyat ve Ahvâl-ı İktisadiye,Hüseyin Cahit, Servet-i Fünûn,S.518
37. Musahebe-i Edebiyye/ Edebiyat ve Ahval-i İklimiyye,Hüseyin Cahit, Servet-i Fünûn, 522
38. Musahebe-i Edebiyye/Ulûm ve Fün^+unun Edebiyata Tesiri; Hüseyin Cahit,Servet-i Fünûn,S.522
39. Muhasebe-i Edebiyye/Ulûm ve Fünûnun Şiire Tesiri,Hüseyin CAhit,Servet-i Fünûn,523
40. Muhasebe-i Edebiyye/Edebiyatın Ulûm ve Fünûna Tesiri,Hüseyin Cahit Sercet-i Fünûn, S.526
41. Dördüncü Çadırda Bir Türk Boyu:Dodurga
42. Türk Şiirinin Kirvesi Ahmet Arif ve Şiiri
43. Şiir Muhakemesi: Türk Şiirinde Bie İmge Zamparası ya da Nâm-ı Diğer Küçük İskender İddianâmesi

KAYNAK:
http://www.tumgazeteler.com/?a=2725448&cache=1

 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
Son Güncelleme ( Çarşamba, 29 Aralık 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >

DUYURULAR
SON ŞİİRLER
Aşk Tutsak mı Aksak mı
Şair: t_a_polat
CAN BABAM
Şair: SITKI CİN
KAHVE RENGİ GÖZLERİN
Şair: SITKI CİN
YIKTIM TARUMAR ETTİ
Şair: SITKI CİN
İNSAFSIZ
Şair: SITKI CİN
SON EKLENENLER
SON VİDEOLAR
BU BAYRAKİNMEYECEK
Ekleyen:Mahirbaspinar
Beğenilme:
Tıklama:3592
SEN OLSAN YETER M Baspinar
Ekleyen:Mahirbaspinar
Beğenilme:
Tıklama:3582
Kimler Çevrimiçi
Ziyaretçi Sayımız
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün48
mod_vvisit_counterDün63
mod_vvisit_counterBu Hafta199
mod_vvisit_counterBu Ay1656
mod_vvisit_counterTümü262706
Crystal7 Webdesign Template. This template is released under the GNU/GPL license.
hqtexts.ru - rxonepill.com