Kendimi Üçüncü Yeni şairi olarak gördüm. Muhafazakar biri olmamakla beraber, hatta Tevfik Fikret gibi batılı düşünen biri olmama rağmen Üçüncü Yeni hareketinin şiirde heceyi, aruzu yani ölçüyü; nesirde kuralı esas alan fikri tam da şiir ve nesir anlayışıma uygun düştü.Neden derseniz Paul Verlaıne'ın mısralarıyla yanıt vereyim:
'Musiki, herşeyden önce musiki...
Havalanan bir şey olmalı mısra...'
Yani şair, şiirin şiir olabilmesi için iç sese, yani ahenge, yani musikiye, yani ölçüye sahip olması gerektiğini gayet veciz bir şekilde belirtmiş.
Gelelim Üçüncü Yeni kavramına...Malumunuz Orhan Veli ve arkadaşları tüm vezin ve ölçü kurallarını alt üst ederek, şairane denen tarzı yadsıyarak serbest vezinli yepyeni bir çığır açtılar şiirde. Buna da 'Garip Hareketi' ya da 'Birinci Yeni Hareketi' diyoruz.Sonraları Edip Cansever, Sezai Karakoç ve Turgut Uyar gibi şairlerin anlamsızlığa kadar varan; kapalı, soyut şiir denen ve 'İkinci Yeni' adıyla anılacak bir şiir hareketi geliştirdiği görülür.Bu şiir telakkileri aslında Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati şairlerinin, Fikret'in, Cenab'ın batı özenticiliğinin çağdaş versiyonlarıydı. Oysa bizim bir aruz ve hece veznimiz vardı.Nedim'ler, Fuzuli'ler, Gevheri'ler, Yahya Kemal'ler, Aşık Veysel'ler hiç ölmeyecek eserler ortaya koymuşlardı bu eski ırmakta. Öyle ya...Ziya Paşa merhumun:
'görmeden asar-ı nisanın bahar elden gider
güller ahir ram olur amma hezar elden gider'
veyahut Aşık Veysel'in:
'sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
avlasam çöllerde saz ile seni'
söyleyişlerindeki ustalığa Batı Edebiyatı varmış mıydı acaba?
İşte Sefa Koyuncu bunu gördü. Bizim kendi öz şiir ve nesir sanatımız dururken yabancı sanatları taklide gerek yok kanısına vardı.Elbette şiir evrenseldir.Rimbaud'dan da, Byron'dan da yararlanmalıyız; ama bizim öz malımız dururken neden başka bir biçim seçelim ki şiire ve nesre? Sefa Koyuncu bunu gördü ve eskiye dönüşe 'Üçüncü Yeni' adını verdi.
(...)
















