|

Ayşe Kadıoğlu Yıldız HANİ DERLER YA HAYATIM ROMAN, BENİMKİ DE ŞİİR İŞTE...
Sekiz yaşındaydım çay makası elime verildiğinde. Gerçi acemisi değildim ama şimdiye kadar benim için oyuncaktı. Düşünüyorum da benim hiç yalancı oyuncağım olmadı bir bez bebeğim dışında. Gerçek çay makasları ve gerçek çay bahçeleri oldu oyuncaklarım. Çamurdan evler yaptım. Çay sepetleri oldu arabalarım.
 
Çay behçesinde ben hep ablamlardan daha uzakta dururdum. Onların sohbet ve şakalarıyla hayâllerimi bozmak istemezdim.Arada bir çay fidanlarındaki çiçekler takilirdi gözüme, onlarla yüreğimi süslerdim.Bu bende şiir olurdu. O zamanlardan başladım yüreğimdeki sermayeyi biriktirmeye.Yoksa bu kadar zengin bir yüreğe nasil sahip olabilirdim. Gözünün alabildiğine yeşil bir sahnede çay makaslarının dansına kaptırırdım kendimi.Dudağımda bir karadeniz türküsü, makasların çıkardığı sesle uyumlu. Bu hazzi ve bu keyfi hiçbir melodi vermedi bu güne kadar bana. Upuzun kıvır kıvır ve sapsarı saçlarım vardı. Ama o saçlardan çok çektim. Herkes beni saçlarımı çekerek severdi. Zaten mahçup bir çocuktum, sürekli saklanırdım. Ozamanlar başladı yalnızlığı sevmem. (Bu yüzdendir kızımın saçını liseye kadar hep kısa kestirttim. Lisede artık beni dinlemeyip uzattı) Onüç yaşındaydım beş tane ineğin bana teslim edilip tek başıma yaylada bırakıldığım zaman. (çocuksun ya el insaf) Bu sefer oyuncaklarım ineklerdi. Onlarla zaman zaman sohbet ederdim. Onlara şiirler yazar ve okurdum. Dertlerimi anlatırdım. İlk sırdaşım kırmızı beyaz bir buzağım vardı, oydu. O kadar güzel dinlerlerdi ki beni. Tek göz odalı bir ev (yayla evi) küçük bir radyom ve bir sürü kitabım vardı. Ha bir de tabii ki kağıt kalem çünkü bende herşey şiir olurdu. Gerçek süt makinesi ve süt kazanları oyuncaklarımın bir parçasıydı. Her sabah radyomu açar sanat müziği eşliğinde (radyom sürekli peşimde olurdu) inekleri sağarken evcilik oynadığımı zannederdim. Akşam inekleri dağdan getirdiğimde ellerim okadar üşürdü ki, inekleri bağa bağlayamazdım. Evdeki küçük piknik tüpünü yakar ellerimi biraz ısıtır öyle bağlardım. Ve bu bende şiir olurdu.  
Alabildiğine özgür alabildiğine tutsaktım kaçkarları dolaşırken. Eminim ki her bir zerresinde ayak izim var. Her kayada oturmuşluğum. Her çiçekte bir şiirim vardır. Çığ düşerdi saçlarıma duman gelince. Kendimi kaybederdim sisli yamaçlarında. Aslında çok mutlu bir çocukluk yaşadım. Gerçek oyuncaklarla doya doya oynadım.Birbirine saygılı birbirini çok seven kalabalık bir ailede mutlu bir çocukluk. Ve aynı zamanda çok başarılı bir öğrenciydim. (Ne yazik ki çok istememe rağmen liseden sonra okuyamadım.) Onbeş yaşındaydım anamı ebediyete uğurlarken. İlk defa acı ve çaresizliği yüreğimde harmanladım. Sessizdi çığlıklarım göz yaşlarımı içime akıtırken. Ve bu bende şiir oldu. Evet yıllardır anamın gidişi bugünkü gibi beni yakmaya devam eder. On yedi yaşındasınız, yayladasınız, ve ilk defa sevdalanıyorsunuz. Off o ne güzel duygudur.Dünya sizin etrafınızda döner. Yere basmassınız. Yıllar nasıl geçer anlamazsınız. Koskoca yedi yıl emek verilir bu sevdaya. Yedi yılın sonunda herşeyin bir yalan olduğunu anlarsın. (hay ocağın batmasın) Ben dünyanın sonu geldiğini sanırken nerden bilebilirdim ki, yıllar sonraki gidişler bunun yanında yıkım olacaktı. Ve bu bende şiir olacaktı. Hep yüreğime akıttığım gözyaşlarım gibi. Aradan uzun yıllar geçer de, ben bu arada Emine halamdan hiç bahsetmedim. O benim gözümde tam bir karadeniz kadını. Onu yazmak karadenizde kadını anlatmak demektir zaten.Ben onu üç beş kelimeyle geçiştirmek istemiyorum çünkü onun her günü bir romandır.Bazı şiirlerimde onu anlatmışım zaten. Onu ayrı bir yazıda uzun uzun anlatmak istediğimden burada keseceğim. Ankara'da yaşanmış 13 yılım var. Ayrıca Ankara'yı çok severim bu kadar deyip geçeceğim.Çünkü Anakara'yı uzun anlatmaya psikolojik durumum engel oluyor. Ve şimdi İstanbul'dayım. Saçlarının tek telini dünyada hiçbir şeye değişmeyeceğim iki tane evladım var. (ALLAH (CC) cümlemizin evlattlarını korusun bağışlasın.) Ağlamayı ve gülmeyi seven bir insanim. Duygularımı yoğun yaşarım. Çocuklarım dışında hiçbir şeyi pek ciddiye almam. Çünkü hayat böyle daha kolay oluyor. Hanı derler ya benim hayatım roman. Benimki de şiir işte. Rabbime şükretmeyi bilirim. Bana koskocaman zengin bir yürek ve onca güzellikleri verdiği için.Daha ne isterim. ŞÜKÜRLER OLSUN YARABBİM… .............. " Bir gün iki arkadaşımla onların bir arkadaşı bana geldiler. Uzun zamandan sonra bir araya geldiğimiz için bayağı hoş bir sohbet oldu. Çok neşeli bir yemek yedik.Yeni arkadaş beni çok neşeli gördüğünden mi ne, eşimin ne iş yaptığını sordu. Hiç birimiz böyle bir soru beklemediğimizden herkes biraz şaşırdı. Ben hemen toparlanıp eşimin bir mafya olduğunu ve YER ALTI DÜNYASININ ondan sorulduğunu söyledim. Arkadaşlarım yeni arkadaşın şaşkın bakışları arasında kahkahalarla güldüler.Ve ben büyük acılarda bile gülünebileceğini de söylüyor, hepinize sevgi ve selamlar gönderiyorum." “Kendi kendime sık sık sorarım ne kadar insanım acaba? Bence herkes sorsun” Ayşe Kadıoğlu Yıldız  Ayşe Yıldız (ayakta olan) Ebruli Heceler'in Adapazarı'nda düzenlediği şiir şöleninde, şiir okuyor. Masadaki Miyaser Gülşen.
|