como localizar um celular samsung desligado como localizar un celular perdido con el numero click here como localizar un celular android con gps como localizar celular pelo numero aplicativo rastreador aplicativo rastreador localizador localizar celular com gps pela internet rastreador de celular samsung online como rastrear un celular samsung galaxy note 5 apagado source aplicacion para rastrear celulares windows phone como rastrear celular robado android como ubicar a otro celular por gps baixar localizador celulares puedo localizar mi celular por facebook como rastrear celular samsung galaxy note 5 mini localizar celulares gmail como localizar meu celular pelo chip localizar o local pelo numero do celular check this out continue reading rastreador de source como localizar click here como descobrir um numero de telefone celular de uma pessoa localizar mi celular android desde mi pc continue reading como localizar celular roubado nokia lumia 630 localizar un rastreador source existe como see more como localizar read article read article como localizar como localizar outro celular por gps read more como rastrear como rastrear localizar celular pelo facebook link como localizar imei no celular tem como localizar celular en republica dominicana como rastrear um celular pelo chip da oi como localizar more info como continue reading rastrear localização rastrear celular via android como localizar go here continue reading here rastrear celular como rastrear o numero de celular pela internet source como rastrear celular samsung desligado como descobrir telefone celular pelo nome da pessoa click puedo localizar baixar como rastrear programa de rastreador celular rastreador de lineas celulares click here click see more continue reading localizar localizar un celular online gratis como rastrear un celular robado samsung galaxy ace mini article source localizador de celulares broma see more rastrear celular pelo numero via satélite gratis here
HAYDİ ÜÇÜNCÜ YENİ! / Sefa KOYUNCU
Yazan Üçüncü Yeni   
Pazar, 26 Aralık 2010
              SEFA KOYUNCU
Size, yabancı memlekette bir internetten yazıyorum, bu bakımdan kelime ve harflerden dolayı özür dilerim. Sefa Bey haklıdır!
Şiir ölçülü, kafiyeli olmalıdır. Aksi takdirde herkes şair olur! Şiirin şeklini bırak, özüne ruhuna bak demek saf dillik, hatta bilmezlik olur! Orhan Veli, iyi bir şair midir, ya da Orhan, Necip Fazıl'ın yanında kiymet-i harbiyeye sahip midir. Bunlar önemlidir. Bunları bilerek konuşmakta faide mülahaza etmekteyim.
Selamlarımla / Dr, Osman Çataloluk

HAYDİ ÜÇÜNCÜ YENİ!
 
Şiirlere musallat, 'Garip' bir hastalık var.
Dinleyen olur berbat, okuyan sara tutar.

Korsan Hikmet'ler daldı, çaldılar mücevheri.
Kuru iskelet kaldı, şiirimizden geri.

Nazım Hikmet kuyruğu, Birinci Yeni şiir,
Moskova'dan buyruğu, piri Orhan Veli'dir.

İkinci Yeni kaos, ya da cinnet şiiri,
'Garip' üstüne bir sos, sanki kürar zehiri.

Ece hülyâya daldı, Sezai de Roza'ya,
Galiba mahsur kaldı, Ay'da Cemal Süreya.

Bunun kimi hayâli, kimi ma'nâyı attı.
Bitti nazmın mecâli, şâirleri yan yattı.

Ölçü gerekmez diye, lâf yığdılar bir sürü.
Şiir adlı vâdiye, estirdiler terörü.

Ne ise ki biz geldik, şiiri toplamaya.
'Üçüncü Yeni' dedik, girdik hemen sıraya.

Gözümüz yok kolayda, ölçü işi azimdir.
Şiir denen sarayda, aruz-hece bizimdir!

Har vurup savursa da, hayırsız evlatları,
Bilmeliyiz bir sevda, edebî sanatları.

Ölçülü yazmak için, aldırmadan yaşına,
Şâirler hemen geçin, klavyenin başına!

Bunalımda insanlık, dâvet ediyor seni,
Şiirine sâhip çık; haydi Üçüncü Yeni!

Sefa Koyuncu-31.01.2007
 

***

Hocam; her okuyuşta ayrı bir heyecan duyduğum eserinizi bir kez daha okumaktan mutluluk duydum...
Selam ve saygılarımla...

KADİR ÇETİN

29 Haziran 2008 Pazar 14:11

***

Sayın Koyuncu,

Şiirinizi okudum, güzel bir şiir; ancak içindeki fikirlere katılmıyorum. Ben de heceyle yazmaya çalışan biriyim; ancak 'şiir sadece ölçülü olur' fikrine katılmıyorum. Şiir şiirdir, bunun ölçüyle, serbestlikle bir alakası yoktur. Ben şiirin şiir olup olmadığıyla ilgileniyorum, serbest mi, hece mi, aruz mu bu beni pek ilgilendirmiyor; çünkü bütün bunlar -ölçü, kafiye, şekil vs.- şiirin dış yapısıyla alakalı şeylerdir. Özü bir kenara bırakır da şekille uğraşmaya başlarsak Türk şiirine zarar vermiş oluruz. Hem bu tartışmalar zamanında  yapılmış. Edebiyat tarihime baktığımız zaman pekçok akımın değişik manifestolarla ortaya çıktığını ve çoğunun havada kaldığını, havada kalmayanların da zaman içinde modasının geçtiğini görüyoruz. Modası tek geçmeyen şey şiirin muhtevası olmuştur. 'Aşk, insan, sevgi, tabiat, inanç...' bunlar hala bütün canlılığıyla yaşıyor. İnsanlar şiir yazsınlar, onları şu veya bu şekilde yönlendirmenin, -daha kötüsü zorlamanın- çok anlamsız olduğunu düşünüyorum....

Saygılar...
Remzi ÇİNKO (Çınar)
01 Temmuz 2008 Salı 13:36 tarihinde cinar39 < Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. > yazmış:

***

NİÇİN ÖLÇÜLÜ YAZIYORUZ?
 
Remzi Bey, şiir, tarihin derinliklerinden beri 'ölçülü söz' olarak bilinir. Osmanlı edebiyatçıları da 'şiiri manzum ve mukaffa söz'; yani, ölçülü ve kafiyeli söz, olarak tarif etmişlerdir. Cumhuriyet döneminde de, Beş Hececiler, Millî edebiyat akımı şairleri ve Mehmed Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl gibi ustalar, vezinli yazmış, ölçülü yazmışlardır. Şiirimizin ölçüsünü bozan Sovyet uşağı komünist Nazım Hikmet ile sarhoş ve ayyaş takımı Orhan Veli, Oktay Rıfat vb.'dir. Biz, komünistlerin ve ayyaşların izinden değil, millî edebiyatçıların, Beş Hececilerin yoludan gitmeyi tercih ettik.
 
Saygılarımla
 
Sefa Koyucu


***

Size, yabancı memlekette bir internetten yazıyorum, bu bakımdan kelime ve harflerden dolayı özür dilerim. Sefa Bey haklıdır!

Şiir ölçülü, kafiyeli olmalıdır. Aksi takdirde herkes şair olur! Şiirin şeklini bırak, özüne ruhuna bak demek saf dillik, hatta bilmezlik olur! Orhan Veli, iyi bir şair midir, ya da Orhan, Necip Fazıl'ın yanında kiymet-i harbiyeye sahip midir. Bunlar önemlidir. Bunları bilerek konuşmakta faide mülahaza etmekteyim.
Selamlarımla / Dr, Osman Çataloluk2008/7/1

osman cataloluk < Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. >
***

Muhterem Dr. Osman Bey, "şiir ölçülü, kafiyeli, manalı ve şekilli yazılır; serbest demek düz yazı, yani nesir demektir; şiirle nesir arasındaki temel fark, ölçüdür; vezinli yazılan şiir, serbest yazılan ise her halükarda nesirdir; nesir duygu ve san'at yüklü (şiir yönü ağır basan düzyazı) ise  'şairane nesir/şiirce olur"  tezimize verdiğiniz desteğe müteşekkirim.
Pek tabii ki bu değerli bilgilerin yazılmasına, hakikatlerin ortaya çıkmasına vesile olan Remzi Çinko Hocama da, eleştirilerinden dolayı  teşekkür ederim.
Üçüncü Yeni'nin hedeflerinden biri de; birbirine karışmış durumda olan düzyazı (nesir) ile şiiri birbirinden kesin hatlarla ayıran kuralları belirlemektir.
 
Saygılaramla.
 
Sefa Koyuncu

***

Sefa Bey,

'Sanat şahsî ve muhteremdir' diyen zatın görüşlerine katılan biriyim. Sanatın birilerine inat, birilerine 'gıcıklık', birilerine karşı olmak için yapılamayacağına inanıyorum. Eskilerin yaptığı tarif bir anlayışı yansıtır, gerçeği değil. Serbest şiir tarzı Batı'dan da alınmış olsa, öyle bir şiir tarzı ve anlayışı vardır. Heceyi kurtarmak için mutlaka birilerine saldırmak, onlara hakaretâmiz davranmak gerekmez.
Örneklerini saydığınız şairler arasında sadece heceyle, sadece aruzla yazanlar olduğu gibi iki ölçüyü de kullandığı halde serbest yazanlar da var. Mesela: Faruk Nafiz şiire aruzla başlamış, hecede karar kılmış, daha sonra da serbest şiirler yazmıştır. Bunun yanında Türk Edebiyatının en büyüklerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar, hem hece hem de serbest yazmıştır. Bu adam aynı, zamanda nazariyatçıdır da...

Ben heceyi seven ve karınca kararınca yazmaya da çalışan biriyim; ancak sadece heceyle, aruzla ve kafiyeyle, redifle yazılan şiirlerin şiir olabileceğini kabul etmiyorum. Şiir kendisine has bir cevherdir. Onu ya bulursun ya da bulamazsın. Eğer o cevher sende yoksa, istediğin kadar kafiyeli yaz, istediğin kadar ölçülü yaz o şiir olmaz. Serbest şiir zannedildiği kadar kolay değildir. 'Serbest' kelimesi yanlış anlaşıldığı için her eline kalem alan 'nasıl olsa serbest istediğim gibi yazarım' anlayışıyla saçma sapan şeyler yazyor. Onun da kendisine has bir disiplini, bir iç ahengi ve bir hayal (imaj)dünyası vardır. Bu tarzı sevmiyor olabiliriz; ama bunu 'öyle bir tarz yoktur, öyle şiir olmaz' diyerek reddedemeyiz.

Sanata siyasi veya duygusal yaklaşmak doğru değildir. Sanat bütün bunların üzerindedir. Yunus'un, Mevlana'nın ve buna benzer nice kıymetin dünya çapında sevilmesinin temelinde zannedildiği gibi ölçülü kafiyeli yazmış olmaları değil, söyledikleri sözlerin hiç bir Allah'ın kulu tarafından reddedilemeyecek kadar güzel, doğru ve haklı olmasıdır. Türkolag olan bir İtalyan doçentin bir makalesini okumuşutum; aynen şöyle diyor: "Siz Türkler boşuna 'Yunus bizimdir' diyerek böbürleniyorsunuz. Yunus hiç bir milletin değildir; Yunus onu anlayanındır. Ben İtalyanım ve Yunus'u anlıyorum. Öyleyse Yunus benimdir." Ben bu sözden şunu anlıyorum. Şiir şekilden değil muhtevadan ibarettir. Eğer muhteva sağlamsa şekil ne olursa olsun - şeklin de kanunlarına riayet etmek kaydıyle- o eser sevilir.

Biz Türk'üz ve ne yazarsak, nasıl yazarsak yazalım bir Türk gibi yazarız. Kullandığımız şekil ne olursa olsun dil, düşünce, inanç ve anlayış Türk'tür. Bu yüzden  Türk şiirinin şekilden zarar göreceğini düşünmüyorum. Nasıl ki kişi elbise değiştirmekle kişiliğinden olmuyorsa, şiir olan bir söze hangi kılıfı biçerseniz biçin o şiir olmaktan çıkmaz.

Siz heceyi ve aruzu seçmiş bu vadide yazıyor ve eserler vücuda getirmeye çalışıyorsunuz. Buna elbette saygı duyarım. Her şair kendi tarzını, şeklini, veznini seçmekte hürdür. Kimin haklı, kimin haksız; kimin doğru, kimin yanlış yaptığı hususundaki kararı biz değil tarih verecektir. Şu veya bu şekilde sanat eseri vücuda getirenlere bir sözüm yok benim. Sanatkar insan tarzıyla, üslübuyla, kullandığı dil ile, vezin ile, şekil ile geleceğe gitmek hususunda bir çaba içine girmiş demektir. Bu tercihler aynı zamanda kendi riskini de içinde taşır. Yani, amaç geleceğe gidebilmek, kalıcı bir eser ortaya koymaksa bunu sırf yukarıda saydığım şeklî tercihler yüzünden başaramayanlar yarı yolda kalırlar ve kaybederler. Tevfik Fikret neden kaybetmiştir; ya Ahmet Haşim'i kaç genç tanıyor? Eğer 'Merdiven'i olmasaydı Ahmet Haşim'in hiç bir şiirine gençlere ezberletemeyecektik. Oysa bu iki şair de Türk edebiyatında aruzu en iyi kullananlar arasındadırlar.
Mesele ölçüyse onların bugün eserleriyle yaşıyor olmaları lazımdı. Ya Divan şairlerine ne diyeceğiz!? Edibayat tahsili görenlerin, bir de edebiyat meraklıları dışında onları arayan soran var mı?

Diyeceğim şu ki, şekil sanatta çok önemli ve belirleyici bir unsur değildir. Asıl belirleyici olan unsur, dilin kullanımı, seçilen konular ve yazanın kabiliyetli olup olmayışıdır. Söylediklerime katılmıyor olabilirsiniz. Buna da saygı duyarım; ancak ben -acizâne- öyle düşünüyorum...

Saygılar...

***

Evet, Remzi Bey; yine bilindik mevzuları uzun uzun döşenmişsiniz. Bu yazdıklarınızın hiçbir orijinalliği yok ve maalesef sizin gibi düşünen çok. Günümüzda internette şiir yazanların ekseriyeti de sizin gibi düşünüyor ve yanlış düşünüyor. Siz bu ifadelerinizle demek istiyorsunuz ki; "bırak kardeşim, ne hecesi, ne aruzu; herkes istediği gibi yazsın; öyle de olur böylede..." İşte bizim karşı çıktığımız nokta da burasıdır. Biz atalarımızın bin yıllık şiir gelenğeinin gözden düşürülmesine, unutturulmasına ve yerine ne idüğü belirsiz serbest tarzın ikame edilmesine karşı çıkıyor, "Şiir ölçülü sözdür; ölçüsü olmayan yazı nesirdir" diyoruz.
Zaten ölçüsüz kafiyesiz ve şekilsiz yazılara, yazanlar bile "şiir" demiyor; ne diyor? Serbest şiir, diyor. Yani başına bir sıfat ekliyor. İşin uzmanları ise bunlara "Şairane nesir" diyor. Adına şiir değil de "şairane nesir", "şiirimsi", "şiirsel düz yazı" , "şiirce" denirse itirazımız olmaz. Yazsınlar ve okuyanlar da okusun, kimsenin ne yazdığına karışmak elbette haddimiz değil ancak, biz vezinsiz ve kafiyesiz yazıları şiir olarak kabul etmiyoruz; şiirin kesinlikle vezni, kafiyesi, şekli (beyit, kıta vb.) olacak, Vezinli kafiyeli yazılan her yazı, genel anlamda manzume; yani şiirdir, ancak iyi şiir olabilmesi için, mana ve kafiye uyumu, akıcılığı ve elbette ki, şiiriyeti olmalıdır; bunlar yoksa yine şiirdir ama kötü şiirdir. Zaten herkes iyi şiir yazacak diye bir kural da yoktur. Kendinde şairlik kabiliyeti hisseden ve bu işin tekniğini bilen herkes ölçülü, kafiyeli şiir yazabilir; şiirleri teknik yönden başarılı olsa bile yazdığı iyi şiir olmayabilir. Zaten bu asırlardır böyle olagelmiştir, milyonlarca insan şiir yazmıştır ama iyi şairlerin sayısı çok azdır. Elbette ki, mühim olan bu vadide kalıcı olabilmektir.
 Remzi Bey; bu konu tartışmakla bitmez. Neticede diyeceğim şudur: Biz, Üçüncü Yeni Hareketi olarak; "Ölçülü şiir-kurallı nesir" parolasıyla yola çıktık. Konuyu enine boyuna inceledik ve vezinli şiirin gerçek şiir olduğunda karar kıldık. Bizi yolumuzdan kimse döndüremez. Bizim çalışma alanlarımızda hece veya aruzla yazılmamış şiir yayınlanmaz. (Serbest tarzda yazılanlar ancak 'Şiirce' kategorisinde yayınlanabilir.)  Biz serbest ucubesinin -şiir adıyla- yayılmasına hizmet etmeyiz. Yazanlara ve serbesti savunanlara da bir şey demeyiz. İkisini birden savunanları şaşkınlıkla izleriz...  Kısacası, biz hece ve aruz dostlarının dostuyuz. Vesselâm.
 
Sefa Koyuncu

SERBEST ŞİİR RESMÎ EDEBİYATTIR
 
Remzi Bey; bütün arkadaşların aydınlanması açısından önemli bir not daha ekleyeyim. Daha geçenlerde okudum; lise seviyesinde öğretmen ders programı hazırlanırken, edebiyat dersi için deniliyor ki: "Yavaş yavaş serbest şiirin sevdirilmesine çalışılır". MEB, yani devlet, edebiyat öğretmenine ders programı verirken demek istiyor ki; divan edebiyatından, halk şiirinden biraz bahsettikten sonra esas görevine,  yani serbest şiiri sevdirme işine, bir başka ifadeyle beyin yıkama işine geçersin. Evet, mailinizde ismini sıraladığnız şairlerin hemen hepsi devlet dayatmasıyla serbest şiir yazmıştır. Bir şair durup dururken aruzdan heceye oradan serbeste geçmez. Geçerse kendini, sanatını inkar etmiş olur ki bu da ancak dayatmayla olabilecek bir garabettir.
 
 Tıpkı resmî tarih gibi bir de resmî edebiyat vardır, resmî edebiyatla serbest şiir bu millete dayatılmış ama millet asla sevmemiştir. Serbest şiir asla halka mal olmamış belirli çevrelerde sınırlı kalmıştır. Biz, bu sebeple Üçüncü Yeni'ye "sivil inisiyatif" dedik. İnternet gençliği serbesti benimsemiş yazıyor derseniz haklısınız ama bu ancak ortadaki tablonun vehametini gösterir.
Ne mutlu şiiri ölçülü kafiyeli yazanlara! (Şunu da belirtmeliyim ki, Divan şairlerimizin unutturulması, gözden düşürülmesi de, yeni şiir diye serbest tarzın ön plana çıkarılması da, serbestin resmî edebiyat olduğuna delildir.)
 
Selamlar.
 
Sefa Koyuncu


04 Temmuz 2008 Cuma 23:06 tarihinde mavizaman < Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. > yazmış:

***

Sefe Bey,

Cevabınıza küçümseyici bir ifadeyle başlamanız inisiyatifi elinizde tuttuğunuzu göstermeye çalışmanın bir gayreti olduğunu düşünüyorum. Bildik mevuzular' dediğiniz sözlerime siz de bildik mevzularla -çünkü sizinkiler de hiç orijinal değil- cevap vermeniz pek şık olmamış.
Sardettiklerime cevap vereceğinize bir takım laf ebelikleriyle konuyu saptırıyorsunuz. Allah aşkına söyler misin, Faruk Nafiz'e devlet mi zorla serbest yazdırdı? Ya Tanpınar'a? Bazı şairlerin unutulduğundan bahsettim, bunlar hakkında bir düşünceniz yok mu? Acaba vezinleri onları neden kurtarmadı? Yoksa onlar iyi şair değil miydiler? 'Ben bunu böyle bilirim' diyerek kestirip atmak 'ben düşünmüyorum, eskiler bunu halletmişler, tanımını yapmışlar, ben başka şiir tanımam' manasına gelir. Bence bu çok yanlış bir tutumdur.

Serbest şiirin resmi edebiyat olduğu iddianızı gülünç buluyorum. Ben 22 yıllık edebiyat hocasıyım ve çocuklara hangi şiiri benimseteceğimi bana kimse söylemedi. Edebiyat eğitimimizi eleştirebilirsiniz. Benim de memnun olmadığım bazı durumlar var; ancak, heceyle aruza bir temas edin ondan sonra da asıl görevinize, yani serbesti öğretmeye dönün, şeklindeki yorumunuza katılmam mümkün değil. Siz bu sözlerle Türkiye'deki bütün edebiyat hocalarını töhmet altında bırakıyorsunuz. Her edebiyat öğretmeni Türk edebiyatını Türk çocuklarına öğretecek donanıma sahiptir. Ona hiç kimse serbesti öğret gibi bir emri vermemiştir, veremez de... Müfredat bellidir; açın bakın, edebiyat kitaplarında serbest şiirin diğer şiire nispeti nedir. Bir takım peşin hükümlerle, bir takım âfâki zanlarla hareket etmeyiniz.

Ses uyumları hakkında size cevap veremedim. Yeri gelmişken ondan da bahsedeyim. BÜU ve KÜU Türkçe'de vardır. Dilin kuralları dilin kendisinden çıkar. Yani dilci kural koymaz. Dili inceler, bakar ki dilde tutarlı bir sistem var, onu ortaya çıkarır ve 'bu böyledir' der.
Bu kurallar günümüzde geçerli midir? Elbette değildir; çünkü Arapça ve Farsça'nın etkisi o kadar büyük olmuş ki, bu kurallar bozulmuştur.
Ancak burada söz konusu sadece Türkiye Türkçesi'dir. Azeri Türkçe'sine bakarsanız orada bu kuralın çok daha kuvvetle işlediğini, giren yabancı kelimelerin bu kurala uydurulduğunu çok net görürsünüz. Gerçekten merak ediyorsanız araştırın. Saygılar...

Remzi Çinko (Çınar)
05 Temmuz 2008 Cumartesi 14:01 tarihinde cinar39 < Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. > yazmış:
***

Remzi Bey; dediğim gibi, bu tartışma bitmez. Yazdıklarım araştırmaya dayalı kesin fikirlerimdir, tekrar etmeyeceğim. Şimdi Türkiye'de ana hatlarıyla şiir yazanları üç gruba ayırabiliriz. Birinci grup serbest yazanlar ve ölçülü şiire karşı çıkanlar. Bizim bu grupla işimiz olmaz; Faruk Nafiz'in dediği gibi, "Sana uğurlar olsun, ayrılıyor yolumuz" deriz. İkincisi hem vezinli, hem serbest yazanlar ki, "Bunlara da, yahu bu ne perhiz, lahana turşusu, ya öyle olun, ya böyle" der, ölçülü yazmaya ve serbesti bırakmaya davet ederiz. Üçüncü grup ise "Şiir illa ki vezinli yazılır, serbest olan düz yazıdır" diyenlerdir ki, işte biz bu gruba dahiliz.
Evet, atalarımız bu meseleyi halletmiş ve "Şiir mevzun, mukaffa sözdür" buyurmuşlardır. Biz atalarımızın izindeyiz. Rus ve Fransız taklitçilerini sevmeyiz ve peşlerinden gitmeyiz...
İnisiyatifi elimde tutma gayretim olduğu tespitiniz yerinde ve doğrudur. Ortaya bir fikir attıysam ve bu fikre iştirak eden arkadaşlarım varsa (ki, elhamdülillah var) fikrimin sonuna kadar savunucusuyum. İlmî hakikatler yanında yeri geldiğinde demagoji ve laf ebeliği yapmak da yüklendiğim misyonun bir parçasıdır.
Sözün özü; Türkiye'deki şiir gruplarını sıraladım. Biz, kesin ve kat'i bir şekilde şiirin hece veya aruzla yazılması gerektiğine inanıyoruz. Üçüncü Yeni, bu fikre iştirak edenlerin kalesidir. Serbest yazanların Frenk menşeli hastalğı bize bulaşmasın; bizim  alanlarımızda şiir yazacaklarsa, hece veya aruzla yazacaklarını taahhüd edip öyle gelsinler. Biz, şiiri ölçülü kafiyeli bildik, öyle biliriz; ölçüsüz yazılan düz yazı, yani nesirdir. Yani, bizi bu yönde eleştirmekten vazgeçseniz daha iyi olur; boşa yorulursunuz. Ne söylerseniz söyleyin; serbeste şiir demez; ölçülü şiirden de vazgeçmeyiz.
Bugünkü anlamdaki serbest tarzın 1930'larda girdiğini kabul etsek, 70-80 yıllık bir mazisi vardır. Ki, Rus Mayakovski, Fransız Paul Verlaine ve Artur Rimbaud, bu akımın öncüleridir. Bana ne kardeşim? Fransızın, Rusun akımından, bunları taklid edip, bu coğrafyaya taşıyarak, şiir budur demek, bin yıllık Türk şiirine hakarettir. Tarihime, ecdadıma hakarettir. Fransız Verlaine ve Rimbaud, sarhoş, ayyaş, ahlaksız ve eşcinseldir. Bunu bütün literatür yazıyor. Biz bunları taklid etmeyiz! Biz, Nazım Hikmet'in, Orhan Veli'nin izinden değil, Akif'in, Yahya Kemal'in, Necip Fazıl'ın, Beş Hececilerin izinden gitmeyi tercih ederiz.
Laf ebeliği dediğiniz bu müdafaa ise, evet ben laf ebesiyim!
Vesselâm.,
Sefa Koyuncu

***

Remzi Bey; yazdıklarınızı dikkatle okudum. Daha önce de ifade ettiğim gibi, biz, şiirin ölçlü yazılması gerektiği konusunda kararını vermiş insanlarız. Bahsettiğiniz o şiir özü; ölçülü, kafiyeli, şekilli bir manzumenin içinde olursa, şiir olarak bir kıymet ifade eder. Ölçüsüz bir metnin içinde şiir kırıntıları varsa, bu şairane nesir olur, şiirimsi olur, şiirce olur, şiirsel olur ama şiir olmaz. Zaten bu tür yazılara şiir denmesi baştan beri yanlıştır. Eskiler, vezinli olmayan, ancak içinde şiirden unsurlar taşıyan yazılara secili nesir, süslü nesir, derlerdi. Yani, şairâne düzyazıları, şiirden ayırırlardı. Biz de öyle yapmalıyız. Şiirden unsurlar taşıyan ölçüsüz yazılara şiir değil de, "şairane nesir/ şiirce" dersek, doğruyu yapmış oluruz. Bu adı vermekle edebî kıymetlerinden (şayet varsa) bir şey kaybetmezler. Şiir, vezin, kafiye, şekil ile enmüzeç, mürekkep olmalıdır. Şair bunu başarabilendir.
 
Diğer bir önemli husus; Müslüman olarak biz, İslam medeniyeti dairesinden kelime, vezin alınmasından rahatsız olmayız. Bir Müslüman olarak, onlar yabancımız değil, kardeşimizdir. İslam kültürü ortak paydamızdır. Ancak, Hıristiyanlardan şiir, kelime, kültür alınmasına karşıyız. Dinimiz de bunu hoş görmez. Hıristiyan ve ateistlerden ancak teknoloji alırız, fen alırız, kültür, şiir almayız; almamalıyız.
 
Tarihte bir Endülüs faciası vardır; İspanya'da sekiz asır hüküm süren Müslümanlar,  kültürlerini, giyimlerini, düşüncelerini Batılılara benzettikleri için, yok olmuşlar; tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir. Bu serbestçi taifesi de bizim şiirimizi, dilimizi, kültürümüzü bozmakla Hıristiyan hegomonyasına hizmet etmekte, ülkemizdeki kültür dejenerasyonunu hızlandırmaktadırlar.
 
Bu kötü gidişe dur demenin yolu, millî değerlerimize sahip çıkmak, gayrimillî unsurların etkisini azaltmak, Oğuz Kağan'ın dediği gibi, titreyip kendimize dönmektir. Üçüncü Yeni işte bu tarihî uyarının adıdır.
 
Sefa Koyuncu
05 Temmuz 2008


KAYNAK: https://groups.google.com/group/keag/web/hece-serbest-tartimasi?hl=tr&pli=1

DENİZ BİTTİ...

İhtiyaç var tımara, azgın aygır çit deldi,
Yıkılanı imâra, 'Üçüncü Yeni' geldi.

Serbest vezin dediler, şiiri koymadılar,
Ma'nâyı da yediler, yine de doymadılar.

Birer şâir timsâli gördü bir diğerini,
Kelle yağır misâli övdüler birbirini.

İkinci Yeni yeri tımarhâne gibiydi;
Saçmalıklar meşheri, 'Öküz' adlı dergiydi.

Ece Ayhan da böyle, şiire mezar kazdı;
Kendi ifadesiyle, 'Öküzlemeler' yazdı.

Bir ve İkinci yeni, pes doğrusu dedirtti,
Kalmadı bir bileni, şiirde deniz bitti.

'Üçüncü Yeni' bizim aruz-heceli şiir;
Sen de katıl azizim, hesap devri bu devir!..

Sefa Koyuncu

http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=15381&siir=884882

 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın

busy
Son Güncelleme ( Pazartesi, 27 Aralık 2010 )
 
SEO by Artio